Ramazanla birlikte “Ramazan topu, Ramazan imsakiyesi, Ramazan mahyası, Ramazan davulu, Ramazan mânisi, Ramazan şerbeti, Ramazan pidesi, Ramazan menüsü, Ramazan programı, Ramazan sofrası, Ramazan çadırı, Ramazan paketi, Ramazan indirimi, Ramazan kampanyası, Ramazan çiçeği, Ramazan orucu, tekne orucu, iftar, sahur, teravih, Karagöz ile Hacivat, vb.” kavramlar da dilimize girmiştir. Böylece Ramazan yalnızca bir zaman dilimin adı olmamış, adına “Ramazan Medeniyeti” denilen bir kültür ve medeniyetin de adı olmuştur.
Ramazan mahyasını çocukluğumda yalnızca televizyonlarda büyük şehirlerdeki selatin camilerin görsellerinde görmüştüm. Üniversite yıllarında Konya’da okurken kampüs içerisinde kaldığım devlet yurdunun üçüncü katında odamın ikinci kat ranzasından çifte minaresi olan üniversite camisi görünür, Ramazan’ın gelmesiyle minareleri de mahyalarla süslenirdi. Minareler genellikle Ramazan’ın ilk on günü “Hoş Geldin Ya Şehr-i Ramazan”, ikinci on gününde “Oruç Tut Sıhhat Bul”, son on gününde ise hüznün bir ifadesi olarak “Elveda Ya Şehr-i Ramazan” mahyalarıyla süslenirdi. Tabii Ramazan ayı boyunca Konya’da bulunan pek çok caminin minareleri de mahyalarla süslenir, görenleri mest ederdi. Böylece çeşit çeşit yazılarla süslenmiş mahyaları ilk defa Konya’daki camilerin minarelerinde görmüştüm. Sonraki yıllarda görev yaptığım İstanbul, Ankara ve Diyarbakır’daki camilerde de mahyaları görmek nasip olmuştu.
Ramazan ayıyla birlikte Ramazan davulcuları ile söyledikleri mâniler de hayatımızdaki yerini almış, Ramazan kültürü ve medeniyetinin bir parçası olmuştur. Dr. Âmil Çelebioğlu tarafından hazırlanan “Ramazannâme”(*) adlı eser Ramazan ayının ayrılmaz bir parçası olan mânilerden oluşuyor. Dr. Âmil Çelebioğlu, eserin Atatürk Üniversitesi Kütüphanesi Yazmalar Bölümü 408 numarada kayıtlı olduğunu, eseri şekil, mevzuu ve geleneği itibariyle anonim kabul etmemiz gerekirse de mevcut bazı ifadeler, tertip ve hususiyetlerinden dolayı bir veya birkaç nâzıma mal etmenin de imkân dâhilinde olduğunu söyler. On sekizinci asrın ikinci yarısında teşekkül eden bin beş yüz mânilik bu eserde başka bir ismin geçmeyip, eser tertibi bakımından da eski geleneğe uygun olarak sonlarda yer alan;
“Bezl eyledim cismimizi
Beğendiler resmimizi
Emir Mustafa dediler
Sorarsanız ismimizi” dörtlüğünden vb. dörtlüklerden hareketle Emir tabiriyle de Mustafa’nın bir yeniçeri olarak müellifliği veya hiç olmazsa derleyiciliği ihtimalini arttırdığını söyledikten sonra nihayet müellif veya musannife dair İstanbullu yahut İstanbul sakini olduğu yönündeki tahminini de ilave eder.
Yüz yirmi küsur fasıl ve yaklaşık bin beş yüz mâniden oluşan bu eserde Ramazan’ın ilk gününden son gününe kadar iftar ve sahura ait mânilerin yanında dinî, tarihî, coğrafî, sosyal vs. yönlerden pek çok mâni bulunur.
Ramazan’ın Evvelki Gece Faslı şöyle başlar:
“Geldi mâh-ı Ramazanım
Şâd olup sevindi canım
Ramazan-ı şerifiniz
Mübarek olsun sultanım”
Ramazan Faslı mânilerine ise:
“Hak’tan bize geldi ihsan
Müşkil işler oldu âsan
Bu gecemiz ibtidâdır
Ey mâh-ı sultan merhaba” diye başlar.
Ramazan’ın on beşinden sonra ise artık ayrılığın yaklaşmakta olduğu hissedilir. On beşinde askere baklava çıkarılır:
“Bu gece on altı sayı
Gidiyor Ramazan ayı
Yeniçeri padişahtan
Aldı bugün baklavayı”
Bahşiş ve hediye isteği ise mânilerde önemli bir yer tutar. Muhtemelen fazla bahşiş koparmak ümidiyle devamlı züğürtlük ve yoksulluktan şikâyet edilir. Dolayısıyla işin sonunda bahşiş olunca mânilerin zekice ve ustaca söylendiği anlaşılır:
“Züğürtlüğü alma sakın
Gelmesin bu yere yakın
Devlet kuşunu araştır
Sağına soluna bakın
Nedir dersen devlet kuşun
Devlet kuşudur bahşişin
Dilerim a bekçi senin
Devlet kuşu başın yarsın”
Söz konusu bahşiş olunca en ciddi mevzularda bile bahşiş konusu ihmal edilmez:
“Afv olur cürm ü hatalar
Hakk’ın emrini tutalar
Bekçiye olsun atalar
Mübarek Kadir Gecesi”
Kandiliyle mahyasıyla, iftarıyla sahuruyla, teravihiyle bayram namazıyla, fidyesiyle fıtır sadakasıyla, davulcusuyla mânisiyle, Hacivat’ıyla Karagöz’üyle Ramazan bir medeniyetin ve kültürün adıdır. Bu gelenek ve kültürü yaşayan ve yaşatanlara ne mutlu!..
Unutulmaya yüz tutmuş bu geleneklerimizin yanında iftar ve sahur vakitlerini bildiren top atışlarını yurdumuzun dört bir tarafında yeniden duymak dileğiyle.
Ramazan-ı Şerifiniz kutlu olsun.
(*) Dr. Âmil Çelebioğlu, Ramazannâme, Tercüman 1001 Temel Eser (22), Kervan Kitapçılık A. Ş., Tarihsiz, 312 sayfa.