Takvimler 1 Mayıs’ı gösterdiğinde, tozlu raflardan indirilen o meşhur sloganları, her köşe başında yankılanan marşları duymaya başlayacağız. "İşçiyiz, haklıyız, kazanacağız!" nidaları havada uçuşacak. Sahne hep aynı, dekor bildik, oyuncular ise değişmeye niyetli değil. Biz yine "Yarınlar bizim" diye tempo tutarken, o meşhur "yarın" bir türlü bugüne uğramayacak. Yahu daha 1 Mayıs'a en az bir buçuk ay var. Nereden çıktı şimdi bu yazı diyenlere de minik not şu "1 Mayıs'ta yüz binlerce insan yazacak bizim yazı arada kaynayacak"
Nazım Hikmet’in o meşhur dizesindeki gibi yarınların bizim olduğuna inanmak, sabah alarmı ertelemek gibi bir şey. Tatlı bir uyku hali ama gerçekle arası epey açık. Birileri sistemin çarkları arasında yolunu bulup, servetine servet katarken; bizlere kalan tek şey bu şiirler, şarkılar ve sloganlarla ruhumuzu doyurmaya çalışmak. Masal aynı masal ama anlatıcılar her yıl daha profesyonel bir ağızla konuşuyor. Maalesef ama "umut", bu sistemin en ucuz ve en etkili yakıtı haline gelmiş durumda.
Sokaklarda bağırılan sloganlar havada asılı kalırken, birileri sessiz sedasız köşe dönme sanatının zirvesine çıkıyor. Biz "Emeğin bayramı" diye halay çekerken, emeği nakde çevirenler çoktan başka bir kıtada tatil planı yapıyor. İlginçtir ki, "Biz kazanacağız" diyenlerin kazandığı tek şey, bir sonraki yıla kadar idare edecek kadar sabır taşı oluyor. Şiirlerin romantizmi, faturaların realizmi karşısında her seferinde nakavt oluyor.
Ve tabii ki, tüm bu tiyatronun finalinde o sihirli kelime devreye giriyor: "Kader". Geri kalmış toplumların en konforlu sığınağı, her türlü adaletsizliğin üzerine serilen o devasa örtü. Birileri hakkını alamazsa kader, biri zenginlikten boğulurken diğeri açlıkla imtihan edilirse yine kader. Bu kelime, sömürünün üzerine sıkılan en kaliteli oda parfümü gibidir; pis kokuyu bastırır ama temizlemez.
Sonuçta ne mi oluyor? O "haklıyız, kazanacağız" sloganlarının yankısı dindiğinde, yine o devasa "Kader" şemsiyesinin altına sığınıyoruz. Halimize şükredip, hayatın bizden aldıklarını birer sınav olarak kabul edip sessizce dağılıyoruz. Seneye 1 Mayıs’ta tekrar buluşmak üzere, aynı masalı dinlemeye ve aynı kaderi paylaşmaya devam ediyoruz.
Çünkü bizler biliyoruz ki, şiirler karın doyurmuyor ama en azından açlığımızı unutturacak kadar kafiye yapıyor.
Hadi şimdi bayram tatiline...
Aklınıza sahip çıkabileceğiniz bir hafta dilerim...