Siyasetin bir inanç veya dünya görüşü olmaktan çıkıp tamamen bir kariyer planlamasına dönüşmesinin ve kurtuluş yolu olmasının en net fotoğrafını nu günlerde bir kez daha yaşıyoruz.

İdeolojisi olmayan siyaset, omurgasız bir bedene benzer ve rüzgar nereden eserse oraya eğilir. İlkelerin yerini çıkarların, felsefenin yerini ise günü kurtarma telaşının aldığı bu tablo, seçmenin iradesini de anlamsızlaştırır.

Daha da açıkçası seçmenini kandıran bir vekil veya başkan gittiği partiyi de, oradaki seçmenleri de kandırır mı? Bakış açısına göre değişir. Burada net olan gerçek şu; ideolojisi olmayan siyasetçi oportünisttir ve her yere evirilebilir. Onun tek ideolojisi şahsi menfaatleridir. Diğer tabirle "menfaatizm"

Bunca belediye başkanının ardı ardına parti değiştirmesinin altında derin bir ideolojik aydınlanma aramak saflık olur. Bu durumun en büyük açıklaması, siyasetin bir dava olmaktan çıkıp bir "kaynak yönetimi" ve "güçte kalma" stratejisine dönüşmüş olmasıdır. Ya da suçlamalardan kaçma da diyebiliriz. Bir güce sığınıp, onun kanatları altında kıvrılıp huzur içinde günlerini tamamlamaktır. Bütçe yetersizlikleri, iktidar olanaklarından faydalanma arzusu veya koltuğu garanti altına alma telaşı, parti rozetlerini sadece birer aksesuara indirgemiştir.

Siyasi tarihimizin o meşhur "Dün dündür, bugün bugündür" anlayışı bugün adeta bir varoluş felsefesi haline geldi. Dün meydanlarda asla parti değiştirmeyeceğini büyük bir ateşle savunan siyasilerin, geçtikleri parti hakkında akıl almaz iddialarda bulunanlar, bugün yeni partilerinin çatısı altında "Bu aileye katıldığım için çok mutluyum" diyerek poz vermeleri tam da bu ilkesizliğin vücut bulmuş halidir. Siyasi partiler artık birer duruşu temsil etmediğini görmemek körlüktür.

Hedefe ulaşmak için binilen ve menzile varıldığında inilen birer araç olarak görülüyor. Maalesef Makyavelist bakış açısı önce bu tarz siyasilerde, sonrasında ise toplumun bazı kesimlerinde normalleşmeye başladı. Daha da kötüsü bazı kesimler tarafından teşvik bile ediliyor.

İdeoloji aynı zamanda bir hesap sorma ve hesap verme zeminidir. İdeolojinin bittiği yerde popülizm bile lüks kalır, geriye sadece güce itaat kalır. Başkanların transferleri, seçmenlerine verdikleri sözlerden çok, kendi siyasi ikballerini kurtarma operasyonudur. Hizmet getirme bahanesi, bu transferlerin sadece cilasıdır. Asıl mesele, gemi su alırken ya da ufukta daha büyük bir gemi belirmişken güvertede kalmayı başarmaktır.

Zübük

Eğer CHP yahut diğer muhalif partiler bu yaşananlardan ders alıp, aday belirleme sürecine yine bilindik yöntemlerle girerlerse, hem kendilerine, hem de ülkemize yazık ederler. Kimin, kim olduğunu, ne yaptığını ya da yapmaya çalıştığını bu şehirde bile herkes biliyorsa, emin olun Türkiye'nin her ilinde de biliniyordur. İlk gerçekçi uygulama ise "X" partisinde aday gösterilmeyen birinin, koşa koşa "Z" partisine gidip, orada da aday gösterilmesidir.

Zamanın kimi haklı çıkaracağı bilinmez. Ama emin olduğum konu net. Bugün CHP'nin yaşadıklarını, Erdoğan sonrası Ak Parti yaşayacak. Bundan hiç şüphem yok. Bu ülkede baştan sona demokratik revizyon gerçekleşmediği sürece, her dönemin "Zübük"leri yaşamaya daha yüzyıllar boyu devam eder.

Mekanın cennet olsun Aziz Nesin

Aklınızı korumayı muhafaza edebileceğiniz bir hafta dilerim. Sonrası Allah Kerim.