Memleketin ahlak terazisi yine bir otel odasının kapı eşiğinde, bir bornozun kuşağında düğümlenmiş halde sallanıyor. Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım’ın Ankara’daki o "meşhur" sabahı, bize yolsuzluktan ziyade havlu modasını ve yatak odası dedikodularını tartıştırıyor. Öyle ya biz, kasadaki milyonların hesabını sormaktansa, kapı altından sızan gölgelerin peşine düşmeyi seven, ahlakı sadece belden aşağısında arayan "milli bir kurgu" yeteneğine sahibiz.

O odada polisin kamerasıyla kaydedilen sahneler, bir rüşvet operasyonundan çok bir magazin programının sezon finalini andırıyor. Çünkü bu topraklarda bir belediye başkanının halkın parasını cebine indirmesi "işini bilmek" parantezine alınırken, yanındaki kadının kimliği ve giyim kuşamı "vatan millet elden gidiyor" çığlıklarına dönüşebiliyor. Sahi, asıl çıplaklık o odadaki bornozlu görüntü mü, yoksa belediye bütçesinin hortumlanması mı?

Peki aynı “otel odası rezaleti” bizim ilimizde de varsa ve bizim haberimiz yoksa! Bu soruyu da sormadan edemiyorum. Var mı? Şeyyy…”Herkes biliyor kralların çıplak olduğunu”... o yüzden şöyle ekleyelim; bazı başkanlar Ankara’da yakalanıyor..! Bazıları da Ankara’da yakalan-a-mıyor!.. Neyse.


Böyle de bakalım biraz, O otel odasındaki isim "makbul" taraftan biri olsaydı, biz şu an ne o bornozu ne de o 21 yaşındaki genç kadını konuşuyor olacaktık. Hatta muhtemelen o oda hiç basılmayacak, basılsa bile kameralar o an aniden "teknik arıza" verecek, görüntüler ise devlet sırrı gibi tarihin tozlu raflarına kaldırılacaktı.

Sizin de bildiğiniz gibi, eğer o genç kadın iktidarın kanatları altından birinin kızı olsaydı, haberi duyacak "hiç kimsenin kulakları” o gün çoktan tıkanmış olurdu. Bizim ahlak anlayışımız, suçun kendisinden ziyade, suçlunun hangi rozeti taşıdığına göre şekilleniyor. Oysa namus dediğiniz şey, bir kadının bir erkekle aynı odada bulunmasıyla değil, bir kamu görevlisinin yetim hakkına el uzatmasıyla kirlenir.

Milletin parasını soyup soğana çevirenlerin, ihaleleri peşkeş çekenlerin, liyakati çöpe atıp eşi dostu kadroya dolduranların "namus" nutukları attığı bir tiyatroda mı yaşıyoruz? Bilmiyorum. Bir genç kadının istihdam biçimi üzerinden koparılan fırtına, aslında o devasa yolsuzluk gemisinin yürümesi için gereken rüzgârı sağlıyor. Kadın, belli ki durumdan memnun. Ailesi de aynı iş yerinde yıllardır işe gitmeden maaş alıyor. “Ohh ne rahat Lüküs hayat” Biz magazinle oyalanırken, arka kapıdan çıkan paraları çok dert eden de yok.. Bizim için önemli olan kasadaki paranın nerede olduğu değil, o kız ile başkanın arasındaki yaş farkıdır. Oysa Tatlıses gibi nice ünlüler torunu yaşındakilerle aşk yaşarken bunun adı : Kaçamak...Mevzu ünlü olunca "olur böyle şeyler" ünsüz ise "namıssız Bilo..!"

Ahlakın sadece iki kişi arasındaki ilişkide arandığı, milyonların çalınmasının ise bir "idari kusur" görüldüğü bu sistemde, gerçek namus çoktan o otel odasının penceresinden atlayıp kaçmış demektir.

Şimdi hepimiz büyük bir iştahla o görüntüleri izleyip namus bekçiliği yaparken, asıl soygunun nerede olduğunu düşünmeye devam edelim.

Son olarak eklemeden geçemeyeceğim: “Şu CHP’nin kendine ettiğini, ona kimse edemez..”

Mutlu bir hafta dilerim.. (Zor olsa da)