Dün gece kendimden geçmiş şekilde Instagram Reels videolarına dalmışım, çıkamıyorum. Bir yanda ne yaptığını anlayamadığım tuhaf tuhaf hareketler yapan ilkokul ve anaokulu öğretmenleri, bir yanda sokak röportajları.

Aslında mezuniyet törenlerinde saçmalamanın zirvesine çıkmış sözüm ona öğretmenler üzerine yazacaktım. Sonrasında bir sokak röportajında gördüğüm video ardından diğerlerine takılıp kaldığımdan konuyu değiştirdim. Elazığ üzerine yazmaya karar verdim. (Hadi bu hafta da yırttınız tuhaflıklar kraliçesi bazı öğretmenler.)

Aslında öğretmen bir babanın oğluyum. Öğretmenler benim kırmızı çizgim olmalı ama işte... O Instagram Reels videolarında gördüğüm kişiler ne kadar öğretmen, o konuda şüphede kaldım..

Elazığ... Çok sevdiğim illerden biridir. Hazar Gölü, Harput Kalesi, İzzet Paşa Camii, Buzluk Mağarası, Keban Baraj Gölü, Golan Kaplıcaları, Kara Leylek Kanyonu (muhteşem bir yerdir) ve Yusuf Ziya Paşa Külliyesi gibi muhteşem yerlere sahip. Doğası, tarihi ile birçok ili kıskandıracak güzellikleri var. Elbette bu benim görüşüm. "Dışı seni yakar, içi beni" durumu varsa onu bilemem.

Sokak röportajında sanırım Elazığ'da çalışan bir sosyal medya çalışanı sokakta mikrofonu insanlara uzatıyor. Kadim şehir Elazığ ya da diğer adı ile Elaziz hakkında duyduklarıma inanamadım. "Yansın", "Elazığ'da yaşamak mı? Tövbe", "Neyi var ki buranın?", "Elazığ'ın o kadar derdi varken..." Aman Allah'ım, kulaklarıma inanamadım. Sonra da düşündüm... Bazen insanlar sahip olduklarının kıymetini bilemez. Osmaniye'de de durum farklı mı diye şöyle bir göz gezdirince... Çok farkımızın da olmadığını görmek açıkça içimi acıttı.

Son dönemlerde yeni moda olan; al eline mikrofonu, tak ucuna süngeri ve aklına geleni sor... Ne için? Üç beş kişi daha fazla izlesin diye. Amaç ne? "Kolay para!" Kent kültürü olmayan birçok Z kuşağı bu işe başladı. Adına iş denir mi bilmem. Elbette bunu iş olarak yapan, vergisini ödeyen, kent bilincine sahip, gazetecilik meslek etiği ilkelerini esas olarak almış kişiler var. Onları bu kategoriye koymuyorum.

Osmaniye tarihi, kültürel ve doğal anlamda ilçeleri ile beraber düşünülürse kadim topraklardan oluşur. Kadirli'den Bahçe'ye, Bahçe'den Hasanbeyli'ye, Hasanbeyli'den Toprakkale'ye, Toprakkale'den Sumbas'a, Sumbas'tan Düziçi'ne... Her biri kendi öz varlığı ile bakmasını bilene muhteşem güzellikler sunan bir coğrafya.

Üç beş kişinin hadsiz söylemlerinin çok ötesinde bana göre harika topraklarda yaşıyoruz. Büyükşehir değiliz... Hatta olmayı da asla istemem ama kimsenin de bu güzel coğrafyaya dil uzatmasına sessiz kalamam.

Tıpkı Elazığ gibi. Ülkemizin en güzel coğrafyalarından biri olan Elazığ'ın kıymetini elbette bilenler vardır. Şehrinin kıymetini bilmeyen, ülkesinin de değerini anlamaz.

Ben Elazığ'ı severim. O röportajdaki kızın inadına ilk fırsatta tekrar ziyaret edeceğim.

Kızdım yazdım bu satırları. Ne köküm Elâzığ ne de ata yurdum. Ama insan duramıyor işte.

Şimdi Elâzığ zamanı...


İyi bir hafta dilerim.