KİTAP TİCARET METÂI DEĞİLDİR!..

Nevzat KÖSOĞLU “Kalem Üzerine Notlar” yazısında “Kalem yazacağım diye kâğıda yaslandı mı, sırtına dağlar yüklenir. Kalemin şerefi de çilesi de bu yüktür; onu kutlu kılar. Yükünü sırtından atan kalem şerefsizdir; kutlu değil, şeytan kırbacıdır, lanetlidir.

Kalemin yükü insandır; insan ve Tanrı’nın ona yükledikleri. Vahiy kâtibi olmayan her kalem, yüküne göre, yer yer Don Kişotluktan kurtulamaz. Bunun için de kalem, önce kalemliğini bilmelidir. Kalem olarak yaratılmış olmak onun özrü ise alçak gönüllü bir kendini bilirlik de onurudur. Gülünç olmaktan kurtuluşun başka yolu yoktur.” diyor.

Ziya Gökalp ise “Bir milletin âlimleri onun zekâsı, şairleri kalbi, filozofları iradesidir. Bunların birleşmesinden o milletin harsı yani derunî hayatı vücuda gelir.” der. Yani bir milletin âlim, şair, filozofları(düşünürleri), yazarları o milletin harsını / kültürünü oluştururlar.

Kastamonulu Latîfî “kitap” redifli gazelinde “Yeg durur bin kân-ı zerden ehl-i fazla bir varak / Cahil almaz bir pula n’etsin ne kârıdır kitab” der. Yani bugünkü dille: “Fazilet sahibi insanlar için bir kitap yaprağı binlerce altın madeninden daha değerlidir. Ama bu hazineyi cahile versen, cahil işte anlamaz, bir kuruş bile vermez” diyor.

Osman Gâzi Hazretlerine, pazarda ticaret yapanlardan vergi namıyla bir miktar para alması tavsiye edildiğinde, ilk sözü, “Şeriatte yeri var mıdır?” sorusu olmuştur. İmanın altı şartından birisi de “Kitaplara İman”dır. O yüzdendir ki hayatımızın her alanında kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerîm yer alır. Pazardan alınacak vergiden tutun da yeni doğan çocuğumuza isim verirken bile “Kitapta yeri var mıdır?” sorusu aklımızın bir köşesinde her zaman bulunur.

Prof. Dr. Ahmet Sevgi “Yazmak Sanatı ve Gençlik” adlı yazısında “ ‘Dünyada en iyi meslek nedir?’ diye sorsalar hiç tereddüt etmeden “yazarlıktır” cevabını veririm. Her gün yüzbinlere hitap etmek ve milyonların hissine tercüman olmak ne demektir?.. Sesini yetkili mercilere ulaştıramayan mazlumlara hizmet etmekten daha güzel ne olabilir?.. Hem sonra “halka hizmet Hakka hizmet” değil midir?..

Her nimet bir külfete dayanır. Yazarlık da öyle… Başta geniş bir kültür birikimine sahip olmak gerekiyor. Dolmadan taşmak imkânsızdır… Öyleyse bu işe küçük yaşlarda başlamak lazım… Bilgi dağarcığını doldurmaya ne kadar erken başlanılırsa semeresi de o nispette çabuk alınır. Kültürümüzü zenginleştirebilmek için okuyacağız… Ama yalnız okumakla iş bitmiyor. Yazma çalışmaları da yapmak zorundayız.” diyor. Ahmet Sevgi hocamız haklıdır. Yazarlık en iyi meslek olmakla beraber dünyada en zor meslektir de aynı zamanda. Yazmak için önce dolmak, dolmak için de çokça okumak lazımdır. Çokça okuduktan sonra ise çokça yazmak gerek hem de bıkmadan, usanmadan.

Son zamanlarda epeyce şair ve yazar türedi hem de müstakil şiir, hikâye, roman ve deneme kitapları olan. Yıllardır şiirle ve yazıyla hemhal olmasına rağmen kendisine “şairim” ya da “yazarım” demekten kaçınanların yanından bile geçemeyecek olan bu türedi şair ve yazarların sürekli kitaplar yayımlaması oldukça düşündürücü. Bu işi nasıl başardıkları ise, bunun adına başarı denilirse tabii, üzerinde önemle durulması gereken bir başka husustur.

Cemil Meriç, “Kitap bir ticaret metâı oldukça yaratıcısı da ister istemez esnaflaşacaktır.” diyor. Dolayısıyla kitabın ticaret metâı, yazarının ya da şairinin de tüccarlaştığı bir ortamda dört başı mamur bir kitaptan bahsedilemeyeceği gibi gerçek manada şair ve yazardan da bahsedilemez. Cemil Meriç’in bu sözüyle ilgili olarak Prof. Ahmet Sevgi şunları söylüyor:

“Kitapçı esnaf olabilir, matbaacı esnaf olabilir, gazete sahibi esnaf olabilir. Ama yazar esnaf olamaz, olmamalı… Fikir namustur, namusun satılığa çıkarıldığı yerde ahlâktan, dürüstlükten bahsedilebilir mi? Keşke Cemil Meriç’in yukarıdaki sözünü flüoresan harflerle kitapçı vitrinlerine, billboardlara nakşedebilseydik!
Türk kültürünün mayasında tevazu vardır. Geçmişte öyle ediplerimiz yetişmiştir ki hasbîliğe gölge düşer endişesiyle yazdıkları eserlere adlarını bile koymaktan çekinmişlerdir. Ama biz biliyoruz ki o eserler, yazarlarının bu samimiyeti yüzünden daha sonraları dillere destan olmuştur…

Kısacası, bir zamanlar “kitap” denilince akan suların durduğu toplumumuzda artık kitap gereken ilgiyi görmüyor. Çünkü günümüzde kitabın hamuru alın teri ve göz nuruyla değil, ticarî kaygı ve şöhretle yoğruluyor…”

Yayımladıkları kitapları ikili ilişkileri kullanarak, kullanmakla kalmayıp ilerleyen günlerde zarar da vererek, kâh kapı kapı, iş yeri iş yeri dolaşarak kâh çarşıda, pazarda karşılaştığı tanıdıklarına ayaküstü pazarlayan türedi şair ve yazarlar ile yayımladıkları kitapları öğrencilerine bizzat kendileri satan hocaları görüp de Cemil Meriç’in “Kitap bir ticaret metâı oldukça yaratıcısı da ister istemez esnaflaşacaktır.” sözünü hatırlamamak mümkün mü? Bir kitap satmak için kırk takla atmaya, bu kadar küçülmeye ne gerek var?

Demek ki bu türedi şair ve yazarların kısa zamanda pek çok kitapla piyasalarda sıkça boy göstermesinin ardında sahip oldukları bu ticarî kapasite varmış. Hâlbuki gönül ehli yazarlar için kitap asla ticaret metâı değil, bir gönül sızısıdır. Onlar ki okurlarına hiçbir zaman al kitabı, ver parayı yapmazlar, yapamazlar!.. Çünkü pazarlama yani esnaflık onların işi değildir. Ne diyelim esnaflaşan yazar ve şairleri Allah ıslah eylesin.