Türkiye'de Uzman Çavuş Çocuğu Olmak!

''Ben bir asker çocuğuyum.'' Dile kolay bir cümle değil mi? Bu cümlenin arkasında, sürekli değişen bir okul, çevre, sürekli yeniden kurulan bir oda ve telefonda duyulan her sirende kalbin göğsümüzden fırlayacağı korkusu yatar. Babamın o yeşil üniformasına, o gururlu Uzman Çavuş rütbesine olan sevgimiz sonsuzdur. O, dağların en tepesinde, vatanın en ucunda nöbet tutan, bu milletin en saf fedakârlığıdır. Ancak bizim dünyamızda, bu büyük gururun yanında sessiz bir acı, görünmez bir eşitsizlik de var. Bizim evimizin duvarları, ne yazık ki, görünmez bir sınıf farkıyla örülmüş durumda.

Uzman-6

Bizler hayatımızı çıkan tayinlerdeki şehirlere, babalarımız ise hayatını 3269 Sayılı Uzman Erbaş Kanunu’nun dar sınırlarına sığdırmak zorunda kalır. Biz, onun çocukları, hukuken babamızın rütbesinin sadece bir 'Erbaş'ınkine yakın sayıldığını, yani Subay/Astsubay ailelerine geniş bir yasal güvence sunan 926 Sayılı Kanun'un o geniş, konforlu şemsiyesinin altında olmadığımızı öğrenerek büyürüz. Babamın rütbesi kolunda parıldasa da, disiplin ve ceza hukukunda ona bir erin gözüyle bakılır. Bu, bir statü kırılganlığıdır; bizim de üzerimizde hissettiğimiz, her an elinden alınabilecek bir gölge...

Her tayinde, her yeni görev yerinde lojman arayışı bir eziyettir. Gözümüzün önünde Subay ve hatta yüksek rütbeli Astsubay aileleri, makam gereği tahsis edilen, öncelikli o özel konutlara yerleşirken; bizim babamız, bizim yuvamız, o daracık Sıra Tahsisli konutlar havuzunda kaybolur. Babamın fedakârlığı öncelikli lojman kapılarını açmaya yetmez.

Uzmançavuş

Biz sadece o kalabalık havuzun bir parçasıyız. Yapısal bir önyargının sonucu olarak, hep en sona kalırız. Oysa bizim de babamız, o karargâhta, o dağda görev yapıyor. Lojman, sadece bir çatı değil, bir güvence, bir komşuluk ağı demektir. O lojman kapısından içeri girememek, maalesef bize "ikinci sınıf asker ailesi" hissini yaşatan en somut duvardır. Ancak bizi en çok yaralayan, kalbimizi en derinden burkan gerçek, fedakârlığın bedelinin farklı hesaplanmasıdır. Babamın maaş bordrosundaki o Ek Gösterge rakamları... O rakamlar, sadece aylık geliri değil, emekliliğimizi, malullüğümüzü ve en önemlisi, şehitlik durumunda bize kalacak mirası belirler.

Bir Astsubay veya Subay babanın yüksek Ek Göstergesi, ailesine yüksek bir emeklilik ve malullük tabanı sağlarken, bizim babamızın Ek Göstergesi belirgin ölçüde daha düşüktür. Aynı kurşun, aynı mayın, aynı vatan görevi... Ama şehit olduğunda, aileye bağlanacak Dul ve Yetim Aylığı farklıdır. Evet, oranlar aynıdır ama dağıtımın yapılacağı temel aylık tutarı, yüksek Ek Gösterge farkı yüzünden, o yüksek rütbeler için çok daha yüksek çıkar.

Bu, bir yürek yangınıdır. Babamın canını feda ettiği an, devletin bize ödeyeceği nakdi tazminatın ve maaşın, aynı cephede savaşan diğer bir rütbeli babanın ailesine ödenenden daha düşük hesaplanması, yapılan fedakârlığın maliyetinin eşit görülmediğini gösterir. Bu acı, rütbe eşitsizliğinin aileler arasında yarattığı en büyük adaletsizliktir. Bizim gururumuz, babamızın rütbesinden değil, onurundan geliyor. Şehit olduğunda ise neyse ki, bazı haklarda rütbe ayrımı gözetilmez: Eğitim destekleri, üniversite harcı muafiyetleri... Bu tesellidir, ancak bir teselli, bir hakkın yerini tutmaz.

Bizim isteğimiz, babamızın o kahraman üniformasının hakkını almasıdır. Uzman Çavuş çocuğu olmak, gururun yanı sıra bir yük taşımak zorunda kalmamalıdır. Bizim gözyaşlarımızda gizli olan bu eşitsizlik, artık kanunların vicdanında yer bulmalı ve bir an önce 3269 sayılı uzmanerbaş sayılı kanun değiştirmeli adil bir kanun getirilmelidir, vatan savunmanın sözleşmesi olmamalı. Babamın fedakârlığına gösterilen saygı, Ek Gösterge cetvelinde de, lojman tahsis listelerinde de eşit olmalıdır. Başka hiçbir şey değil, sadece adalet.