Amanos dağlarının sarp kayalıkları arasındaki koruluk orman ağaçları ile kucaklaşmış bir Köyde yaşayan Benli Dayı’ya ulaşabilmek kolay olmadı.
Köye ulaştık ama, Benli Dayı ile görüşebilmenin o kadar da kolay olmadığı olaylarını yaşarken, isminin bu kadar değerli olduğunu da tanışma sırasında anladım!
Benli Dayı’nın Köy dışından gelenlerle görüşmediğini ve bizi nasıl kabul edeceğini merak ediyordum!


Bu görüşmeyi bir tesadüfler zinciri olarak değerlendiriyorum. Köy dışındakilere kapılarını kapatması olayı daha ilginçti! Benli Dayı geçmiş yıllarda Köy kahvesinde otururken yaptığı bir konuşma sırasında;
“11 Eylül’e kadar ülkede kan gövdeyi götürürken, bir gecenin sabahında nasıl oldu da, 12 Eylül sabahı memleket güllük gülistanlık oluverdi!?. Bu işin içinde darbeci Kenan Evren’in, yandaşlarının ve ABD’nin parmağı olduğundan kuşku duyuyorum!.. Bu Evren, gelecekte bizim başımıza çok çoraplar örecek! Beraber olduğu tarikatlara yaslanarak ülkede bir takım yapılanmalara izin verecek, Atatürk’ün ismini kullanarak konuşmasının ‘sahte’olduğunu, gelecekte bu ülkeyi, ‘Atatürk düşmanlarının’ eline bırakacağı kaygısını yaşıyorum!..” dediği için, yapılan şikayet üzerine 12 darbesi sırasında, Benli Dayı bir yıl 2 ay hapishanede yatmış!
Hapishaneden çıktıktan sonra insan ilişkilerine özen göstermeye ve misafir kabul etmemeye başlamış.


MUSTAFA İSMİ GERÇEKTEN FARKLI!..
Benli Dayı ile görüşme isteğimi düşünürken Köyün Muhtarını araştırdım, İsmi Mustafa’ydı. Benim için kolay oldu ve Köyde tanıdığım bir başka Mustafa’yı da bularak birlikte gitme kararı vermiştim.
Mustafa beni şehirden alıp Köyüne götürdü, önce Muhtar Mustafa ile tanışıp görüştük. Muhtar ile görüşmemiz sırasında bana bir kopya vermişti! Benli Dayı kimseyle görüşmeme kararı aldı ama, isminin Mustafa olduğunu söylediğinde biraz yumuşar, ardından diyeceksiniz ki; “Sizin Babanız Mustafa ile benim dedem Mustafa’da, Çanakkale’de birlikte asker arkadaşıymış, o nedenle sizi ziyarete geldiğimi bilesiniz!”diye sözlerinize başlarsanız, bir iki adım öne geçebilir siniz sözlerini aklıma yazmıştım.


BENLİ DAYI’NIN EVİNDEYİZ!
Muhtarla görüşmelerimdeki konuşmaları aynen uygulamak üzere kendimi odaklayarak Benli Dayı’nın evine konuk olmuştuk.
Tahta terasın üzerindeki halılara oturmaya kıyamadığımı söyleyebilirim, Çünkü o kadar emekle işlenmiş halılardı ki, temizliğini de gözümün önüne getirdiğimde, oturmaya kıyamıyordum!..
Benli Dayı, Dergaha oturur gibi terastaki bir yastığa sırtını vererek dik duruşunu izliyordum. Gözleri fal taşı gibi açılmış bizlere bakıyordu. Beni, Muhtar Mustafa’yı ve Köylüsü Mustafa’yı süzüyordu!
-“Bakın gençler! Ben 1982’den sonra susmayı yeğledim! Evimdeki karılarıma bile güvenimi yitirdim! Köylülerime ise inancım kalmadı! Sizler, hoş gelmişsiniz ama, benden isteyecekleriniz ya da konuşacaklarımdan dolayı 80 yaşından sonra mahpushaneye girip giremeyeceğimin garantisini verebilir misiniz!?”diye sordu.


Köy Muhtarı Mustafa, Köy halkından Mustafa ve kendim Mustafa olarak, ÜÇ Mustafa Benli Dayı’ya yanıt verebilmek için birbirlerimizin gözlerinin içine bakıp durduk!...
Muhtar ile Köylü Mustafa susmuştu! Konuşmalıydım; “Ben Mustafa, Çanakkale’de savaşan dedeniz Mustafa’nın asker arkadaşı Mustafa’nın torunu!...
Ziyaretinize yanımda iki Mustafa, bir de ben Üç Mustafa olarak geldik. Bir de Mustafa Kemal Atatürk’ü eklerseniz; Mustafa’ların ziyareti olarak görebilirsiniz!...”diye konuştum.
Benli Dayı oturduğu yerden irkilerek ayağa kalktı; “Mustafa olsun da nereden olursa olsun, hele de Mustafa Kemal Atatürk denilince akan sular durulur, benim en ağır konuğumuzsunuz!”diyerek boynuma sarıldı!..
………………………………………