Almanya’ya gidenlere “Almancı” dedik, şimdi Türkiye’de iş kuran yabancılar için “Türkçü” mü diyeceğiz? Tarih tekerrür mü ediyor?
Bundan 40-50 yıl öncelerinde bizim memleketin insanlarında Almanya’ya gitme sevdası vardı. Oradaki çalışma koşulları, en önemlisi de maaşların yüksekliği işsiz insanlarımızı dışarıya yönlendiriyordu.
Almanya’da çalışmak umudu ile gitmek isteyenleri dolandıranların filmleri izlerken aklınızdan çeşitli yorumlar geçmiştir.
Almanya’da çalışanlar, aldıkları parayı (Mark), Türkiye’ye getirdiklerinde o günün koşullarında yüklü bir değer ediyordu. Almanya’ya gidip çalışanlar izine gelirken kiraladıkları otomobillerle gelerek, Köylerinde akrabalarına ‘hava’ atmayı severlerdi(!).
Almanya’da çalışanlar, izine geldiklerinde, “Bizim Almanya’da…”diye konuşmaya başlarken, ceplerinden çıkardıkları sigaraları ikram ederdi.
Yakınları onlara “Alamancı” diye isim takmıştı.
Almanya’dan izine gelen bir kişi, Mark’ını bozdurabilmek için sadece Ziraat Bankası’na gider ve orada yurt dışında çalıştığının belgesini gösterirdi. Türkiye sınırları içerisinde hiçbir esnafta TL dışında para ile aliş-veriş yapılamazdı.
Hatta, sokakta birinin cebinde yabancı marka sigara görüldüğünde Polis tarafından “nereden aldın!?” sorgusuna çekilirdi.
Yıllar sonrasında Almanya’nın para birimi ‘Mark’ yok oluverdi! Avrupa Birliği vs.lerle Mark piyasadan çekilince, Almanya eski özelliğini kaybetmeye başladı!
O yıllarda Türk Lirası bir çok ülkenin para birimi karşısında değer taşıyordu.
12 Eylül Askeri Darbesi sonunda, demokrasiye dönüş ile başlayan seçimlerde iktidara gelen Anavatan Partisi döneminde, yabancı ülkelerin para birimlerinin kullanılabilir, yabancı sigaraların ceplerde taşınabilir hale geldiği sürece girildi!
Bu süreçle birlikte Türkiye’de sayıları 5 ile 8 arasında olan, “Dini tarikatlar” sayılarını artırmaya ve ülke genelinde örgütlerini artırmaya başlar oldu!
En önemlisi de “Fetullah Gülen’in de palazlanması” bu süreçte yaşanıyordu!
Oy kaygısı ile dönemin iktidarı da, Muhalefet partileri de gelişen olaylara seyirci kalır durumdaydı!
Verilen ödünlerin genişlemesiyle birlikte, siyasetin içerisini “Cemaat ve tarikatlar” ele geçirmeye çalışıyordu!
1983 yılından sonraki siyasal çalışmalar sırasında, iktidara gelebilmek için “Türkiye’deki Cemaat veya Tarikatlarla dirsek temasında bulunmayan” siyasilerin olup olmadığı konusunda bana rakam verebilir misiniz!?
Günümüzde, mücadele edildiği söylenilen tarikatlar arasında; birileri üzerinde farklı, başka birileri üzerinde ise daha farklı yaklaşımların yaşanıp yaşanmadığını ‘inkar’ edebilir misiniz!?
Mustafa Kemal Atatürk, “Bu ülke, tarikatlar ve Cemaatlar ülkesi olamaz!” dediği halde, ısrarla onların etekleri arasına yapışmak ve gariban insanları birkaç oy uğruna ülkenin geleceğini zora sokmanın anlamını merak ediyorum!?
Olayları uzattım, özür dilerim! Almancı’ları anlattım da “Türkçüler”i anlatmaya fırsat kalmadı!
Hepimizin bildiği gibi, Suriye’deki iç savaşın sonunda ülkemize binlerce insanı konuk ettik. Bu insanlar, Ülkenin 81 ilinde yerleştikleri yerlerde çalışmaya başladı, iş kurdu, hatta bazı yerlerde işyerlerinin patronu oldu!
Sonrasında, farklı ülkelerdeki savaştan etkilenen insanlar gelerek yine ülkemizin değişik illerinde yaşamaya ve iş kurmaya çalıştı!
Türkiye’nin değişik illerinde çalışan, hatta iş kurarak kendi patronu olan, bazı ülke vatandaşı kimliğindeki insanların, günün birinde ülkelerine döndüklerinde, Köylerine gittiklerinde; “Bizim Türkiye’de!..”diyerek konuşacaklarını, ceplerinden Türk sigarası..(Tekel fabrikamız kapatıldı-özelleştirildi!) çıkarıp ikram edebilecekleri sırasında, yakınları neler diyecekler!?
Türkiye’de ekonomilerini geliştirip büyüterek memleketlerine gidenlere de; “Türkçüler” denilebilecek mi!? Ama biz, Almanya’da çalışıp izine dönenlere “Almancı!” diyoruz ya!..
Not: Irkçı değilim, ama benim de insan olarak ulusal anlamda bir olayla ilgili değerlendirmem olsa gerek!....