Osmaniye’yi neden sevmediğinizi gerçekten anlayamıyorum. Çünkü bu şehir, sadece adıyla değil; ruhuyla, toprağıyla, geçmişiyle sevilmeyi hak ediyor. Üzerine biraz düşününce, insan kendi kendine soruyor: Daha ne olmalıydı?

Kültürel miras desen var. Karatepe-Aslantaş gibi hem arkeolojik hem kültürel olarak dünya çapında bir değere sahip bir açık hava müzesine ev sahipliği yapıyoruz. Kastabala gibi antik kentler, bu şehrin binlerce yıl öncesine uzanan köklerini gösteriyor. Sadece gezmekle kalmıyorsun, tarihin nefesini hissediyorsun. Her taşın, her kalıntının bir hikayesi var. Üstelik bunlar öyle uzakta değil; arabanla 15-20 dakikada varıyorsun.

Yaylası var, hem de öyle böyle değil. Zorkun Yaylası’na çıktığında şehri değil, sanki başka bir ülkeyi seyrediyorsun. Doğa, serinlik, mis gibi hava… Şehrin gürültüsünden uzak, nefes almak istiyorsan bir saat bile sürmüyor yaylaya çıkmak. Kocaeli’nden gelip Kartepe’ye gidenlerin övdüğü şeyi, Osmaniye zaten yıllardır sunuyor.

Deniz diyorsanız, o da var. Hem de 25 dakika mesafede. Dümdüz yol, trafik yok. Hatay'ın Erzin Burnaz sahiline ya da Dörtyol’a ulaşmak çocuk oyuncağı. Osmaniye, kendi sahilinde yüzmese bile, suya ulaşma konusunda hiçbir şehir bu kadar avantajlı değil. Tatil planı yapmana gerek yok, iş çıkışı gidip ayaklarını denize sokabilirsin.

Şehirde konaklama mı sorun? Artık değil. Yeni oteller yapıldı, pansiyonlar düzenlendi, apart konsepti bile var. Hem iş için gelenlere hem turistik gezenlere uygun. Misafirin geldi mi, rahatlıkla kalacak yer buluyorsun. Eskisi gibi değil artık, ‘Nerede kalacak?’ sorusu rafa kalktı.

Peki çocuklar için ne var? Masal Park gibi Türkiye’nin sayılı tematik parklarından biri burada. Her köşesinde farklı bir hikâye, farklı bir kahraman. Hem eğlendiriyor, hem öğretiyor. Çocuklar doyasıya koşup oynarken, aileler çay bahçesinde dinleniyor. Yani çocuklu aile için Osmaniye tam bir huzur alanı.

Gençler içinse şehirde her geçen gün daha fazla alternatif var. Kafeler sadece çay-kahve içilecek yerler değil, birer sosyalleşme alanı oldu. Canlı müzik yapan yerler, kitap kafeler, oyun salonları, spor alanları… “Osmaniye’de genç ne yapacak?” sorusu artık geçerliliğini yitirdi. Yeter ki istemesini bilsin, fırsat çok.

Şimdi soruyorum size, bu şehirde daha ne olmalıydı? Her şeyin fazlası zarar, ama Osmaniye tadında bir şehir. Küçük ama huzurlu, sakin ama imkanlı, köklü ama genç. Kime neyi yetmemiş olabilir, inanın bilmiyorum. Belki de mesele şehirde değil, mesele bakışta. Osmaniye’ye yeterince dikkatli bakmayan gözler, onun güzelliğini göremez. Ama ben görüyorum. Ve her geçen gün biraz daha seviyorum.