İnsan, en çok kimi tanıyorsa en çok ona yabancılaşırmış. Bazen birine "seni tanıyorum" demek, aslında onun etrafına ördüğün o görünmez duvarları kabullenmekten başka bir şey değildir. Hayatın içinde o kadar çok "değer" kelimesini kullanıyoruz ki, bu kelime artık her kapıyı açan ucuz bir anahtara dönüştü. Oysa gerçek anlamda birine yer açmak, beraberinde getirdiği o kaosu da göze almaktır. Laçkalaşmış bir samimiyetin sahte sıcaklığındansa, mesafeli bir sertliğin dürüstlüğüne sığınmak bazen daha insancıl geliyor. İnsanlar hep en iyisini diler, en güzel duaları eder ama yan yanayken neden birbirimizin nefesini kestiğimizi kimse açıklamaz...

İçimizde bir yerlerde, sıradanlaşmamak adına en sıradan tepkileri veriyoruz aslında. Bağırmak, kaçmak ya da susmak... Hepsi aynı kapıya çıkıyor: Bilinmezliğin verdiği o garip korku. Birini hayatının merkezine koyup sonra o merkezden kaçmaya çalışmak, aslında kendine ait olmayan bir kalbin içinde hapsolma endişesidir. "Sen herkesten farklısın" cümlesi, aslında "Seni koyacak bir yer bulamıyorum ve bu beni korkutuyor" demenin bir başka yoludur. Çünkü insan, kontrol edemediği her şeyi yıkma eğilimindedir. O fırtınalı anlarda söylenenler, aslında en çok söylenmek istenenlerin üzerini örtmek için seçilen gelişigüzel kelimelerden ibarettir.

Şüphe, bazen zihnin bir oyunu değil, kalbin en derinindeki o kimsesiz sızının sesidir. Hep o uçsuz bucaksız belirsizliğin ortasında, cevapsız sorularla baş başa... ''Neden?" en iyi arkadaş, en yakın dost, en derin dert ortağı... Ya da adını koyamadığımız her neyse o belirsizliğin içinde kaybolmak bile bir arada olmanın bedeliydi belki de. En mutlu olduğun anların üzerine çöken o sis bulutu, aslında birlikte kurulan o kırılgan dünyanın ne kadar korunmaya muhtaç olduğunun kanıtıdır. İnsan en çok, en sevdiğinin gözlerinde kendine dair net bir iz bulamadığında, o meçhul boşlukta kaybolur.

Her fırtına dindiğinde, geriye sadece o sessiz bekleyiş kalır. Ne kadar uzağa giderse gitsin, ne kadar sert cümleler kurarsa kursun, insanın dönüp bakacağı yer hep aynı sığınaktır. o sığınakta, tüm o gürültünün uzağında, senin en karmaşık ve en hırçın hallerini bile sessizce kabul ederek bekliyorum.

Sıradanlaşmamak uğruna feda ettiğin o sıradan mutlulukların içinde, her düştüğünde tutunacağın o el hala orada.