Türkiye siyasetinin ilginç labirentlerinde dolaşırken, bazen en basit bir hesap bile her şeyi anlatıverir. Siyaseti anlamak için karmaşık teorilere boğulmaya gerek yok. Bazen “2x2=4” gibi matematiksel bir kesinliğin, toplumsal alanda nasıl “5”e dönüşebildiğine bakmak yeter. Bu basit denklem, aslında ülkemizdeki siyasal davranışın, iktidar ilişkilerinin ve trajikomik çıkmazların özünü yansıtıyor.
Gerçek, sokağa indiğinde neye dönüşür?
Düşünün: Kırmızı ışıkta durmanız gerektiği gibi net bir gerçek var. Bir grup çıkar, “Aslında yeşil” diye ısrar eder; medyayla, söylemlerle, sembollerle topluma bunu benimsetir. İkinci bir grup, içten içe “kırmızı” olduğunu bilir ama “Yeşil diyelim, işimiz kolaylaşsın” der. Üçüncüler, öfkeden köpürür: “Kırmızı işte, nasıl yeşil olur!” diye bağırır durur. Dördüncüler ise kavganın ortasında, elinde trafik tüzüğüyle “Madde 37’ye göre kırmızı!” diye haykırır; herkes onun haklı olduğunu bilir, ama kimse dinlemez.
Peki, herkesin bildiği bir gerçek, nasıl olur da kamusal alanda tartışmalı hale gelir? Neden “doğru”, iktidar koridorlarında değil de daha çok mağduriyet hikayelerinde boy gösterir?
Cevap, bu “hesap karmaşasının” etrafında şekillenen dört tipik davranış kalıbında saklı.
1. Grup “Gerçeği Baştan Yazanlar” (Kanaat Önderleri & Post-Hakikat İnşacıları):
Onlar, “2x2=5” ettiği gerçeğini bir hakikat rejimi olarak inşa ederler. Medya, eğitim ve semboller aracılığıyla bu denklemi toplumsal kabule dönüştürür. İdeoloji, rasyonel hesabın önüne geçer ve sürü psikolojisi ile kitleleri peşinden sürükler.
Onlar için 2x2, gerektiğinde 5'tir. İdeoloji, matematikten önce gelir. Toplumsal rıza, sadece bir anlatı meselesidir ve onlar bu anlatının mimarlarıdır.
2. Grup “Çarkını Döndürenler” (Fırsatçı Rasyonalistler / Pragmatistler):
2x2'nin 4 ettiğini bilirler. Ancak çıkar maksimizasyonu ve siyasal yatırım için, hâkim söylemin 5 olduğu gerçeğine “uyum sağlarlar”. Dolayısıyla piyasa gerçeği farklıysa, onlar da o piyasaya göre şekil alırlar. Rasyonaliteleri ahlaki değil, stratejiktir; hayatta kalmak içindir. Buradaki rasyonellik, matematiksel değil, ekonomik ve siyasidir.
3. Grup “Her Yerde İsyan Edenler” (Kızgın Realistler):
Onlar gerçeğin muhafızlarıdır ve yanlışa tahammülleri yoktur. 2x2'nin 4 ettiğinde ısrar ederler. Enerjilerini sistemin çarpıklığını haykırmaya harcarlar. Ancak çoğu zaman; “bizimki neden 5 etmiyor?” diye öfkeyle sorgularlar.
Bu, çaresizlik ve siyasi yabancılaşma hissini besler. Yıpratıcı bir haklı olma yorgunluğudur.
4. Grup “Haklılar Partisi” (Doğrunun İniltili Megafonları / Kronik Mağluplar):
Bu azınlık grup, her platformda “2x2=4” diye haykırır. Çoğu zaman ahlaki üstünlük ve entelektüel doğruluk onlarındır. Diğer gruplar bile onlara “aslında haklısınız” der. Ancak bu grup, siyaseti bir hakikat yarışması gibi görerek, iktidarın hakikatten ibaret olmadığı gerçeğini görmezden gelir. Böylece; örgütsüz doğru, güçsüz hakikat halinde dolaşır.
Sonuç: Hep haklı ama hiç kazanamayanlar kulübü…
Hakikati söyleyenler, neden hep tribünlerde kalır?
Sistemin en çarpıcı başarısı, “4” diyenleri yalnızca marjinalleştirmekle kalmayıp, onların haklılığını etkisiz bir süs, hatta bazen vicdan rahatlatıcı bir folklor haline getirerek içini boşaltmasıdır. Böylece hakikat, iktidar koridorlarında değil, daha çok mağduriyet anlatılarında var olur.
Şimdi asıl soru şu: Hepimiz, rakamların bu sessiz çığlığını dinlemeye mahkûm, “haklı çıkmak” ile “kazanmak” arasındaki dipsiz boşlukta sürekli avaz avaz bağıran, siyasi bir kördüğüm olarak mı kalacağız?
Cevap, yalnızca bu dört grubun davranışlarında değil, aralarında kurulabilecek yeni bir dil ve siyaset aklında yatıyor.
Peki; bu grup galibiyeti, stratejik eylem ve ikna edici anlatılar ile nasıl birleştirebilir?