Çukurova'nın "tarih-coğrafyasını" yazarımızın roman ve öykülerinden öğrenmenin bize ışıklı yollar açtığını yaşayarak gördüm:


8 Şubat 2003 günü öğleye doğru Gülek Boğazını geçip Toroslardan Çukurova'ya inerken sayısız öykü, roman ve bir şiir (Gavur Dağları'ndan Rivayet-Cebbar Oğlu Mehemmed) kahramanını ve onları yaratan yazarları düşünüyordum. Hangisiyle nerede nasıl karşılaşacaktım? Yoluma nasıl çıkacaklardı? İnce Memed yoluma çıkıp önümde dursa yahut at üstünde aracımla yarışa girse... Ya Teneke romanındaki kavganın içinde bulursam kendimi. 1976li yılların sonlarında izlediğim Kanal filmindeki gibi eşkıyaların peşine düşmeli gerektiğinde elimde kazmayla okul inşaatlarında temel kazmalıydım.


Osmaniye'de göreve başladıktan iki hafta sonra Kadirli İlçesini ziyaret için yola çıktım. Yalnız Dut Köyünü geçince Yaşar Kemal'in Teneke romanının kahramanı başta Kaymakam Fikret Irmaklı olmak üzere, tahrirat katibi, ağalar, Zeyno Kadın...uzaktan gülerek el salladılar yol boyu. Bir de piyesteki Tellal Zübeyir Keskinbalta: fısıltının, dedikodunun ete kemiğe bürünmüşü... Çalıştığım her ilçede gördüm onları. Burada da karşılaşacağımdan adım gibi eminim. Buradaki sorun çevremde olup bitenleri kimin gözüyle görecek kimin kulağıyla duyacaktım?


Okuduğum romanlarda kaymakamlar, Teneke'de başkişi, İnce Memed, Demirciler Çarşısı Cinayeti ve Binboğalar Efsanesi'nde yan karakterler... Yazarımız vali ve kaymakamı sadece bürokrat olarak görüp anlatmıyor; toplum, halk ve devlet ilişkilerine yönelik eleştirilerinin boy verip ilerlediği ve bu alandaki gerilimi sürdürdüğü bir alan olarak kullanıyor. İnce Memed ve Demirciler Çarşısı Cinayetinde halkın sorunları ve istekleri karşısında pasif, dahası Abdi Ağa'nın, Ali Safa Bey'in Hacı Kurtboğa'nın yanında aktif olarak yer almışken, Binboğalar Efsanesi'nde (19. Yüz yılın ortalarından 20. Yüzyılın ortalarına uzanan süreçte) yörüklerin iskanı sürecinde yerel kültürü, geleneksel değerleri yok sayan, (Vali, çadırları/ huğ evleri yakan, yaktıran bir kimlik olarak), kaymakam, "işi gücü, kalkınmayı bıraktık şu cennet Çukurova'da yalnız sizinle uğraşıyoruz" diyerek çadırları söktürüp yaktıran- merkezin modernleşme politikasını dayatan; kuralcı, insani özelliklere yabancı, merkezin isteklerinin katı biçimde uygulayıcısıdır.


İnce Memed'de kaymakam, jandarma- zaptiye, mal müdürü ve diğer bürokratik karakterler, ağanın çıkarları ve bireysel olarak kendisinin yararı için var olan bir figürdür. Bu durum halkın devlete olan güvenini sarsan, bireysel başkaldırıyı meşrulaştıran zemini genişletmektedirler. Binboğalar Efsanesi'nde ise vali-kaymakam ve diğerleri bireysel çıkar düşünmeksizin devletin -hükümetin politikalarının uygulayıcısıdır. Demirciler Çarşısı Cinayeti'nde idareciler, vali başta olmak üzere yeni yetme ağalarla ortak hareket ederek güçlerini kaybetmekte olan beyler arasındaki kan davasını sonlandırmak için uğraşmakta, geleneksel beyleri Çukurova'dan sürdürdükten sonra yenilerin onların arazilerinde kuracakları modern çiftlikler için giriştikleri hileli işler karşısında pasif kalmayı tercih etmektedirler.


Teneke romanının kaymakamı başka bir düzlemdedir: Taşradaki bürokratik yozlaşmayı gösteren diğer örneklerden farklı olarak halkın sorunları karşısında duyarsız kalmayan, idealle gerçeğin arasında idealin peşinde koşan biridir. Ne var ki bu durum, kaymakamı taşra gerçeği karşısında koruyamamış, halkın sevgisini kazanmasına karşın doğudaki başka bir ilçeye "sürgün" olarak gönderilmesini engelleyememiştir.


Teneke'deki Kadirli kaymakamı yukarıda belirttiğim kitaplardaki kaymakamdan farklıdır. Bereketli topraklarda köylülerin ağalar tarafından nasıl yok sayıldığını görür, bu adaletsizliğe karşı mücadele eder. Burada kaymakam sistemin bir temsilcisi olmakla birlikte sistem içindeki yanlışlıkları eleştiren ve değiştirmeye çalışan bir figür olarak dikkat çeker.


2003 yılı şubat ayında 20 yıllık kaymakamlık görevimden sonra ilin valisi olarak edebiyatımız açısından özel bir ilçeyi -idealle gerçeğin çatışma mekanı Kadirli ilçesini- ziyarete giderken bunları anımsadım, gözümde canlandırmaya çalıştım.


Daha önce il valilerinin ilçeye gelişlerinde gördüğümüz sahnelerin tekrarını yaşadık: Hükümet konağı önünde karşılama, kaymakam odasında çay kahve, tanışma, hal-hatır sorma, toplantı salonunda ilçe hakkında bilgilendirme... Vilayete dönerken şoföre Yaşar Kemal'in köyünü soruyorum. Önce eski adını söylüyor, Hemite. Sonra yeni adı, Gökçedam. "Ceyhan Nehrinin kenarında, yolumuzun üzerinde" diyor. Önünden geçerken yavaşlayıp eliyle gösteriyor köyü. "Uğrayalım mı" diye soruyor. "Hayır," diyorum. Köyün arkasındaki tepede yıkık bir kale görünüyor. Kendimi tan vakti Adana şehrine gelmiş Demirci Haydar Usta gibi, o nasıl yabancı hissettiyse oralara, kendimi öyle yabancı hissediyorum buralara.


Akşamüzeri valilikteki kitaplıkta o büyük romanların, epik anlatıların doğduğu mekanlara ait belge bilgi ve kitap arıyorum. Çok kitap var fakat benim aradıklarım yok. Özel kütüphanemi taşımadım diye kızıyorum kendime. Sonraki gün kültür müdürü ile konuşuyorum. Aradığım kitapları ismen belirtiyorum. İçimde bir huzursuzluk, yenilmişlik gibi, kaybolmuşluk gibi. Üzülüyorum.


Eski Kadirli Kaymakamı Mehmet Can'ı bulup konuşmalıyım. Telefonunu buluyorum, konuşuyorum. "Hayır, o kaymakam ben değilim" diyor, "Teneke romanı 1955 yılında yayınlandı, belki de önce. Önceki kaymakamlardan biri olabilir. Yaşar Kemal, evet beni de yazdı, 1962 yılında, gazeteci olarak, haber röportaj cumhuriyet gazetesinde yayımladı," dedi. Yanlış biliyormuşum. Hayal kırıklığı yaşadım. Büyük yazarımıza, Yaşar Kemal'e sormalıyım. Zamana ihtiyacım var. Daha köyünü bile görmedim.


Bir ay sonra, portakal ağaçlarının çiçeklendiği bir pazar günü şoför ve koruma almadan eşimle birlikte "turist gibi" Gökçedam köyüne gittim. Elimde fotoğraf makinem. Köylü üç çocuk peşimize takıldı, birlikte kaleye çıktık. Mesafe kısa görünse de zor, yoruyor insanı dik yamaç. Yaşar Kemal, romanlarında buraya Hemite Dağı diyor, o kadar da değil. Bir tepe, gerçi üzerine çıkınca arkaya doğru yükselip uzanıyor.


Köyün içindeki kahvede oturup yaşlılarla çay içiyoruz. Yaşar Kemal'i soruyor, kitaplarından söz ediyorum. Köylülerde kuşkulu bir çekingenlik, sonra içlerinden en yaşlısı, "bildiğim kadarıyla" diye başlayan cümlelerle tedbiri elden bırakmadan konuşuyor. Anlattıklarının çoğu dünya alemin bildiği şeyler. O gün ilk defa Yaşar Kemal'in çocukluğunda kekeme olduğunu duydum. Yaşlılardan biri bizi Ceyhan Nehrinin kenarındaki parka götürdü. Parkta İnce Memed anıtı (heykeli) vardı. Nehrin kenarında, kayalıkların üzerinde, saklanmış gibi değil, kayalıkların arasından çıkıp dostça karşılar gibi, yarı beline kadar çıplak bir genç. Ceyhan Nehrine bakıyor, birini bekliyor gibi. Güneş yanığı bedeni kaslı: "İmi timi belirsiz" bir efsane adam karşımda, eşkıya mı, destan mı, halk kahramanı mı roman karakteri mi?


Kısa sürede "Karanlıkta Yol Açanlar" yazı dizisinin içinde olduğu "Bir Bulut Kaynıyor" isimli kitabı bulup okudum. 41 yıl önce, 1962 yılı şubat ve mart aylarında yayımlanmış. Büyük yazarımızın ilçede günlük hayatın akışında karşılaştığımız somut olayların gerçekçi, destansı bir değerlendirmesi. İçişleri bakanı da o yıllarda aynı ilçeden, üstelik kaymakamlık ve valilik yapmış biri. Bir bakanın hele hele içişleri bakanının memleketinde kaymakamlık yapmak kolay mı? yanıtını uzun bir yazı dizisi ile vermeye çalışmış Yaşar Kemal.

1962 yılında burada yaşananlar hakkında yazılmış haber röportajı bütünüyle okuyunca Yaşar Kemal'in diğer romanlarındaki kaymakam ve vali karakterlerinden bambaşka bir vali ve kaymakamı anlattığını gördüm. Kadirli Kaymakamı Mehmet Can, devletin insana önem veren yüzünü temsil ediyor. Yaşar Kemal'in diğer romanlarındaki eleştirel ton yok. İnce Memed ve Teneke romanlarının 1950'li yıllarda yayımlandığını düşünürsek görevi başında gözlemleyip tanıdığı Mehmet Can'la birlikte vali ve kaymakam hakkında düşüncelerinin değişmiş olduğunu görüyoruz. Ne var ki, Kaymakam Mehmet Can da Teneke'de olduğu gibi doğuda bir ilçeye atanmıştır.


Gökçedam Köyü'ne yaz boyunca birkaç kez daha gittim. Konuklarımı götürdüm: Karatepe Aslantaş Açık Hava Müzesi, Kastabala antik kenti ile birlikte il sınırları içinde görülecek yerlerin başında önemli kültür-sanat merkezlerinden biri olmuştu Gökçedam/Hemite Köyü. Fakat bir eksiklik vardı: Köyde Yaşar Kemal Kütüphanesi. Burayı Çukurova'da önemli bir kültürel çekim merkezi haline getirmeliydik. Kütüphanede sadece Yaşar Kemal'in eserleri değil, o eserlerden yapılan filmler, eserleri hakkında Türkçe veya diğer dillerde yazılan çizilen her şey. Dijital olarak izlenip okunabilmeliydi.


Bir yıl sonra çevreyi incelemeyi, zorluk ve fırsatları, imkan ve imkansızlıkları, vilayeti ve kendimi değerlendirmeyi bitirmiş "Çukurovalı" olmuştum. Olayları ve kişileri bazen yazarların gözüyle görmek karakterlerin kulağıyla dinlemenin bazen de karakterlerin gözüyle görmek yazarlarının kulağıyla dinlemenin yararını görmüştüm. Yaşar Kemal'i arayabilirdim. Doğrudan kendim çevirdim telefon numarasını. Hâl hatır sorularından sonra "İki konu için rahatsız ediyorum," dedim. Birincisi "Teneke romanındaki kaymakam kim, çok merak ediyorum."


"Ne yapacaksın" diye sordu.


"Bulursam takdirname vereceğim" dedim.


Gök gürlemesi gibi güldü. "Ne yaparsanız yapın gelmez" dedi.


Israr ettim, isim vermesini istedim. Söylemedi. Araştırdım dedim. Sonradan milletvekilliği de yapmış biri, eğitime önem veren önemli bir iş adamı Ahmet Aydın Bolak olmalı, dedim. Nereden belli diyen soru cümlesiyle tebessüm ettiğini hissettim. "İsmin ne önemi var" diyerek sürdürdü tebessümünü. Doğrulamadı fakat yanlış da demedi. "Aslında her kaymakam o zaman aynı işi yapardı. Sonraları devran değişti, artık herkes kendi geleceğini düşünüyor" dedi.


"Köyde Yaşar Kemal Kütüphanesi yapmak istiyoruz," dedim. Kısa bir duraksama oldu, "Teşekkür ederim, Osmaniyeliler böyle bir şeyi düşlerinde mi görmüşler, hemşerilerim benimle barışmışlar mı yoksa?" diye sordu. "Her zaman" diyerek yanıtladım. "İyi o zaman" dedi. Düşüncelerimi anlattım. İnce Memed heykelinin bulunduğu parkta inşa edeceğiz. Yeri gidip gördüm. Beğendim. Dünyanın neresinde bir Yaşar Kemal yazısı, kitabı, filmi, resmi, karikatürü varsa aslını ya da kopyasını alıp getireceğiz. Türkiye'de ne yayınlanmışsa bir kopyası burada olacak.


"İyi düşünmüşsün, güzel düşünmüşsün fakat bu iş köylük yerde zor olur, bakan eden olmaz, biraz daha çalışalım, haberleşelim", dedi. Mutlu olmuştu fakat inanmamıştı.


Köye gidip köy muhtarı Döne Hanımla neyi nerede yapacağımızı, nasıl yapacağımızı konuştuk, yer belirledik. Fakat, oradaki görev sürem bu düşüncemi gerçekleştirmeye yetmedi. Daha sonraki yıllarda düşündüğümüz yerde "Yaşar Kemal Kültür Evi" nin inşa edildiğini ve ziyarete açıldığını öğrendim.


Prof. Dr. Halet Çambel'in cenaze töreni için gittiğim İstanbul'da (14 ocak 2014) büyük ustayı aradım, karşılıklı baş sağlığı diledik birbirimize. "Bir Ada Hikayesi" bütünlüğünü anlattı kısaca, "Bu romanım İnce Memed'den daha önemli, daha güzel, çok emek vererek yazdım" dedi. Halet Abla Destanı için "o büyük bir şiir, İstanbul'da neden imza günü yapmadın" sorusuyla onurlandırdı beni. Bu konuşmadan 4 ay sonra 2014 Mayıs ayının ilk günlerinde bu kez daha donanımlı halde bölge gezisine çıkmıştım. Gökçedam Köyü'ne gittim. Hemite Kalesine çıktım. Kalenin yıkık duvarına oturdum ve Büyük Usta'yı telefonla aradım. Kültür Evi'nden, köyden, kaleden konuştuk. Burada, yanımdaymış gibi çevrede gördüklerimi tek tek sordu. Görmek, duymak, dokunmak istediği yerler olmalıydı sordukları. Kaleye çıkışı kolaylaştıracak bir merdiven yapılması gerektiğini söyledi. Kültür müdürü ve valiye bu isteği ileteceğimi belirttim. "Kalenin yıkıntıları arasından ovaya doğru uçan bir at görüyorum," dedim, "sanki kanatlanmış, Ceyhan Nehrini geçip Anavarza kalesine doğru ovayı tozutan bir at." "Kimin atıymış o" diye sordu. "İnce Memed'in Atı" dedim. "İyi fikir" dedi. "Bir şiir yazıyorum, yardımınıza ihtiyacım var, mektupta anlatacağım" dedim. "Yaz, beklerim" diyerek umudumu büyüttü.


(12 Mayıs 2014) tarihli mektubumda telefonda konuştuğumuz konular hakkında düşüncelerimi yazdım ve kimi hususlarda bilgilerimi aktardım.


(..........)


"İki hafta önce biz Hemite köyündeyken telefonla konuşmuştuk. 10 yıl önce düşündüğümüz ve konuştuğumuz "Yaşar Kemal Kütüphanesnin", "Yaşar Kemal Kültür Evi" adıyla yapılmış ve açılmış olduğunu görmek beni mutlu etti.


(.........)


Telefonda kısaca bahsettiğim şiirim, Halet Çambel'in ölümü üzerine yazılmış bir şiirdir: (....)Halet Çambel'i, onun bu dünyaya vedasını, ömrünün neredeyse tamamını verdiği Çukurova yöresinin değerleri, kültürü ve coğrafyası ile anlatmaya çalıştım. Yaşadığı yalnızlığı, zorlukları ve çaresizliği; yüreğindeki insan sevgisini ama aynı zamanda çekingenliğini de...


(...)


Düldül Dağı'nı herkesten, hepimizden çok siz biliyorsunuz; size anlatmam yersiz ve gereksiz, adından gelen at çağrışımı nedeniyle "Düldül Dağının Atları" imgesi oluştu. Sözü uzatıp sizi yormak istemem; hoşgörünüze sığınarak büyük eseriniz İnce Memed'in Atını şiirime aldım. Ama onu tanımlamaya, anlatmaya kendimi "yetkili" ve yeterli bulmadım, bulamadım: Bunu ancak siz yapabilirsiniz. Uygun görürseniz, bir sözcük, bir cümle, bir dize, bir dörtlük, bir paragraf... bir sayfa, nasıl arzu ederseniz; sizden İnce Memed'in Atı için bir anlatım, bir tanımlama, tasvir, bir söyleyiş, bir deyiş... ne denilebilirse ne diyebilirsek o, onu yazmanızı isteyebilir miyim? Şiirimde, İnce Memed'in Atı bölümünü boş bıraktım, diğer atları yazdım, anlattım. Arzu ederseniz, İnce Memed'in Atı'nı anlatırken, diğer atları da yeniden tanımlayabilirsiniz, buna sizin yetkiniz vardır. Ve şiirimi onurlandırdığınız bölümler sizin adınız belirtilerek yayınlanacaktır.


Bu dağ Düldül dağıdır
Doğuya bakınca ağıt
Batıya bakınca türkü
Zulümlerin son bulduğu
(.....)
Buralarda atsız insan kanatsız kuş
Kurda kuşa yem
Muhannete muhtaç
Düldül Dağının atları gülüm
İnsanın çaresizliği yendiği.
Şu Arap atı; Dadaloğlu'nun, Derviş Paşaya aman dememiş
Şu Kuzguni Yağız; Karayılanın Antep Gazisi
Şu Alnı akıtmalı; Sütçü İmam'ı taşımış, sabah aydınlığı
Şu Al pekmez; Rahime Onbaşı'yı utkuya taşımış kahraman
Şu İnce Memed'in Atı:
Şu Beyaz, Halet'i yedi yaşın da kızamık ateşler içinden kurtarıp Anadolu'ya taşıyan
İlk onlar girmişti İzmir'e
Düldül Dağının atları yollara düştüler
Geceleri yıldızlar kayar
-mutluluk, yaşamak değil- yaşatmak sevinci
Gündüzleri leğen şapkalı toz direkleri geçer ya
Çukurova'yı bir uçtan ötekine
Bu soylu atların zalimleri kovaladığı
(..............)


Değerli yazarımız Yaşar Kemal bu mektubumu aldıktan sonra aradı: "Aldığım en güzel mektup" dedi, şiiri çok beğendiğini söyledi, özellikle Düldül Dağı'nı çok iyi anlatmışsın dedi... Ama "iş" İnce Memed'in Atı'na gelince sustu: "Ben yazmayayım, zaten o cılız, bakımsız bir attı. Ben yazarsam senin başına iş açılır" dedi. Saygı duydum. Sonradan çok düşündüm: "Atlar, Denizler, Yıldızlar" adını verdiğim bu şiir, öyküsüyle birlikte kendilerine gönderdiğim biçimde olduğu gibi kalmalıydı.

Yaşar Kemal'in Çukurova'dan doğmuş romanlarını okumanın özellikle o bölgede görev yapacak kişiler için sis çanı/işaret fişeği işlevi gördüğünü/göreceğini belirtmeliyim. Dahası her roman ve öykünün kendisine mekan olarak seçtiği il ve ilçede yaşayan halk ve kamu görevlileri bakımından "duvara çarpmayı" önleyici özelliklere sahip olduğunu söyleyebiliriz.


Hemite Kalesinde bulunduğum sırada Yaşar Kemal'le telefonla konuşurken "gördüğüm" o atın, İnce Memed'in Atı'nın günün birinde orada veya Çukurova'nın başka bir köşesinde güzel bir anıt olarak meraklılarını selamlamasını dileyerek Türk ve dünya edebiyatının büyük ustası, değerli yazarımız Yaşar Kemal'i saygı ile selamlıyorum. "O iyi insanlara o güzel atlara o büyük eserlere" bin selam...