“İnsan, etrafındaki beş kişinin ortalamasıdır.”
Hani çok söylenir ya bu laf, kişisel gelişim kitaplarında, TED konuşmalarında… Ama bana sorarsanız, bu cümle en çok da siyaseti tarif eder.

Lider dediğin bir yol çizer. Vizyon koyar. Slogan atar. Belki gerçekten halkı için bir şeyler yapmak ister. Ama çevresine topladığı insanlar; liyakatsiz, kibirli, şımarık ve sadece biat kültüründen besleniyorsa…
O liderin ne bilgisi kalır, ne duruşu. Çünkü çevresindeki o “beş kişinin ortalaması” onu da aşağıya çeker.

Bugün şehirde veya ülkede medyaya uygulanan baskılar, sansürler, haber alma özgürlüğüne karşı yapılan hamleler art arda geliyor. Gazetecilerin önü kesiliyor, sorulara tahammül kalmamış, kamu kurumlarında basın mensuplarına yapılan muamele yerlerde sürünüyor.
Peki suç kimde? Herkesin parmakla gösterdiği isimlerde mi?

Belki şaşırtıcı gelecek ama cevap: Hayır.
Çünkü burada tek suçlu lider değil.
Asıl mesele, o liderin etrafına dizdiği kifayetsiz kadrolarda.

Bugün bir gazetecinin haber takibine “çekim yasak” diye bağıran kişi, çoğu zaman genel başkan değil, milletvekili değil; ya danışmandır, ya özel kalem, ya da koruma amiri…hatta bazen şoför..! (Tanıdık geldi)
Bir söz vardır, yıllar önce çok kullanırdım, şimdi yeniden aklıma takıldı:
“Ağacı yakan alev değildir, onu kül eden dibindeki çalı çırpıdır.” (Nedense!)

Ne kadar doğru değil mi?
Bir kurumu, bir partiyi, hatta bir iktidarı yıpratan şey; dışarıdan gelen muhalefet ya da medya baskısı değil. İçerideki kibirli, şımarık, sorumluluktan bihaber tayfa.

O kadar çok örneğini görüyoruz ki...
Siyasetçinin bir cümlesi yerine, danışmanının ukala tavrı haber oluyor.
vekilin yada başkanın bir kararı yerine, basın sorumlusunun hırçın çıkışı konuşuluyor.
Toplumun hafızası “asıl fail”i unutuyor, ama etrafa zarar veren tiplere öfkesini büyütüyor.

Çünkü halk aptal değil.
Kimin ne yaptığını, hangi şımarık tavırların kimin bilgisi dahilinde yapıldığını çok iyi biliyor. Ve öfkesini lidere yönlendiriyor.
Çalı çırpı ne kadar kuruysa, alev o kadar yükseğe çıkar.

Bugün Türkiye’de siyasetin çürüyen tarafı, liderlerden çok o liderleri çevreleyen “dokunulmaz dalkavuklar.” Eleştiriye tahammülsüz, halka yukarıdan bakan, basını düşman gibi gören bu kadrolar değişmeden hiçbir şey düzelmeyecek.
Ve ne yazık ki bu kadrolar değişmedikçe, halkın gözünde lider de değişmeyecek. Çünkü toplum, çalıyı ayrı, ağacı ayrı görmez.

Unutmayalım:
Bir liderin itibarı, çevresindeki insanların davranışlarıyla ölçülür.
Ve bir ülkenin özgürlüğü, en çok da gazetecinin mikrofonuna gösterilen sabırla ölçülür.