Dünya resmen bir ateş çemberinden geçiyor. Her yerde bir gürültü, bir patırtı, her gün yeni bir felaket senaryosu... Normalde televizyonun yüzüne bakmayan adamı bile "acaba ne oluyor" diye ekran başına çivileyen cinsten günlerden geçiyoruz. Ben de haliyle "memleket elden gidiyor mu" diyerek bir tur kanalları gezeyim dedim ama demez olaydım.

Önce haber kanallarını açıyorsunuz. Karşınızda koca koca profesörler, önünde doçent yazan ciddi abiler... Adamların elinde birer sopa, önlerinde dev bir harita. Sanırsınız üniversite kürsüsünde değil de internet kafede Counter Strike turnuvasındalar. "Şuradan iki tabur salsak, buradan uçakla vursak" diye anlatırken öyle bir ciddiyetteler ki, insan hayret ediyor. Askerliğini topu topu altı ay yapmış, ömründe eline tüfek almamış adamlar, binlerce insanın can verdiği savaşı sanki bilgisayar oyunu oynarmış gibi anlatıyor. Strateji dedikleri şey, mahalle maçındaki "kaleye geçen oyuncu" taktiğinden hallice.

Fakat asıl bomba başka bir kanalda patlıyor. Bütün bu kan ve gözyaşı hengamesinin ortasında bir kanal var ki sanırsınız paralel evrende yaşıyorlar. Dünya yıkılsa, uzaylılar istila etse umurunda değil. Eskinin Flash TV’si mezardan kalkmış da rengarenk bir kılığa bürünmüş gibi. Bir yanda füzeler uçuşurken, bu kanalın ana derdi hangi ünlünün hangi restoranda kiminle el ele yakalandığı. "Şok şok şok" sesleri arasında, dünyanın en büyük krizi sanki bir mankenin selülitleriymiş gibi davranıyorlar.

İşin en acayip tarafı ise bu kanalın reytinglerde hep birinci çıkması. Akşamın en civcivli saatinde herkes "Acaba savaş kapımıza gelir mi" diye dertleneceğine, "Ay şu dizi oyuncusu ne kadar da yaşlanmış" demeyi tercih ediyor. Halkımız aslında haksız da sayılmaz. O kadar çok acı, o kadar çok saçma sapan analiz var ki, insanın devresi yanıyor. Zihin artık bu kadar yükü kaldırmayınca, en boş, en anlamsız, en "bana ne" dedirten içeriğe sığınıyor.