Canlı veya cansız varlıkları göremediğimiz anlarda arkalarından konuşuruz!
Cansız varlıkları şekillendiren, yerlerinden eden ya da yok olmasını sağlayan canlı varlıklar içinde “akıllı” olarak bilinen insanlardır!
Bir dağ, tepe veya ormanlık alan düşünün. Topraklarında maden aramak için tepeyi yıllarca oyarak eski halini bozanlar da, ormanlardaki ağaçları kesen veya yakanlar da yine insanoğlu değil mi!
Aynı insanlar, yıllar sonrasında şeklini değiştirdikleri veya yok ettikleri ormanlık alanların, dağ ve tepelerin yanından geçerken; “Bir zamanlar…” diye söze başlayarak eski yılları anımsatmaya çalışırlar!
Biz insanlar neden böyleyiz!? Kendi yaptığımız kötülükleri unutur, iyiliklerimizle övünürüz!?
Atları meydanlarda koştururuz, üzerlerine bahis oynar para kazanırız ama o hayvanlara verdiğimiz zorlukları düşünmek bile istemeyiz!
Atlar yarışı bitirir, kaldıkları yere çekilip bağlanır ama yarıştıkları meydanlar boş kalır!...
Para ile birçok iş yaptırabilirsiniz; her türlü eşyayı alır, dünyanın bir ucundan bir diğer ucuna geziler yapabilir, belli makamlarda yönetimlere seçilebilir, en tatlı gıdaların tadına bakabilir, “en güzel günler” olarak tanımlayacağınız ortamları yaşayabilirsiniz!
Para ile bir yere kadar sağlığınızı, mutluluğunuzu ve dostlukları alabilirsiniz. Belli noktadan sonrası para da bir işe yaramaz!
İnsan olarak çevrenizdeki başkalarına bakışlarınız ilgisiz ve duyarsızlık içerisinde ise, onlara yukarıdan aşağıya doğru bakıyorsanız, kısacası hiç faydalı olamamışsanız, yaşadığınızın bence bir anlamı kalmamış demektir!
Şu anda nerede yaşıyorsanız; yıllar öncesinde tanınıp görüştüğünüz, sohbet edip iş veya işler yaptığınız kişileri aklınızın süzgecinden geçirmeye çalışın!
Mahallenizde veya köyünüzde muhtarlık, belediyenizde başkanlık, bir kurumda müdürlük, ilçenizde kaymakamlık, ilinizde valilik, milletvekilliği, bakanlık, başbakanlık ve en yüksek makam olarak cumhurbaşkanlığı görevlerinde bulunan seçilmiş kişileri anımsayarak akıl süzgecinden geçiriniz!
Görev süreleri bitti veya yeniden seçilemediklerinde bazı makamlarda bulunan kişilerin yaşadıkları yerleşim birimlerinden uzaklara giderler, neden!?
Göremezsiniz, arasanız da ulaşamazsınız!..
Diyelim ki, yaşadığı şehri terk etmeyip kendi halinde cadde ve sokaklarda dolaşmaya başladı.
Görev yaptığı yıl veya yıllarda yaşadığı şehrine ve insanlarına yararlı olamamışsa, geldiği yeri unutarak sadece kendisini, ailesini veya partisini düşünmüşse; işte o kişiler yoldan geçerken bir bardak çay ısmarlayan esnaf bile bulamaz!
Bir çay ocağına oturur, başını ellerinin arasına koyar düşünürken, önüne gelen bir bardak çayın parasını kendisi ödemek zorunda kalır!
Görevi gereği kendisine kahve, yemek ısmarlayan hatta rakı sofrası kuran esnafla kaldırımda karşılaştığında verdiği selamının bile alınmadığı olayları yaşar!
Hangi koşullarda olursa olsun, yaşadığın kentte görevin bittiğinde yaşamayı sürdürüyorsan; halka karşı ektiklerinin meyvesini yersin!
Kendini bir şekilde terk edip gittiğinde ise; görev sürecindeki uygulamaların halk tarafından farklı olarak, insanlar sohbet toplarında dillerinden sözcüklerle seni anlatırlar.
En büyük kayıp ise, birlikte yaşadığı insanların “kul hakkı” ile ekonomilerini geliştirdikleri halde onları unutanlar…
Halkın gözünde yoklukları bile anımsanıp konuşulmaz!
Bu kentte yıllardır yaşayan insanların “iş kapasiteleri – liyakatları” yerine siyasi kimliklerine göre iş–ekmek verilmesi olayı yaşanıyor ve dönemin iktidar partisine “üye olmaya (!)“ zorlanıp sözler konuşuluyorsa; iş bilen yerine “iş bilmezler” kamu kurumlarında farklı yöntemlerle çalıştırılıyor ve vatandaşın işlerini yapabilecek kapasitede bile olamıyorsa, bu yazdıklarım on yıllar sonrasında Osmaniye tarihinin sayfalarındaki kayıtlarda yerini alacaktır!
Hangisinden olmak istiyorsanız, öyle yaşamaya devam ediniz!..