Sorun influencer’da değil, onlara “sihirli değnek” gözüyle bakan markalarda.

Bu makaleyi yazma niyetim yoktu. Ama Onur Naci Öztürkler'in "Bir yılda nasıl zengin oldum" Youtube videosunu izleyince bir şeyler karalamak istedim.Malum devir dijital dünya ve yapay zeka devri. Hadi başlayalım.

Sevgili dostlar, eskiden mahallede bir şey beğenince komşuya “abla şu yoğurdu nereden aldın?” diye sorardık.

Şimdi aynı şeyi, yüzü filtreyle parlayan, elinde kahveyle “merhaba canlarım” diyen birine soruyoruz.

O da cevabı hazır: “Bu krem bana iyi geldi, siz de alın!”

Alıyoruz… ama bize iyi gelen tek şey, kredi kartı ekstresi oluyor.

Yeni marka kuran herkesin hayali aynı:

“Bir influencer’a ürün gönderelim, bir story atsın, sonra biz siparişlere yetişemeyelim.”

Yetişemiyorsun ama siparişlere değil, zarara.

Bir hikâye atılıyor, etiketler, müzikler, ışıklar...

Ama takipçi artık uyanık.

O paylaşımı görür görmez diyor ki:

“Bu kesin sponsorlu, geç.”

Samimiyet bitmiş durumda.

Influencer hayatında yemediği pastayı ağzına tıkıştırırken bir yandan konuşuyor, "hayatımda böyle lezzet görmedim"

sanki yıllardır yiyormuş gibi konuşuyor. Oysa kocaman yalan.

İzleyen anlıyor: “Bu parayla övülen bir şey.” Çünkü aynı isim daha önce yine parayla başka pasta için aynı cümleleri kullanmıştı! Takipçi aptal değil.

Yani “samimiyet” değil, “para” konuşuyor.

Markalar genelde şu hatayı yapıyor:

“En çok takipçisi olan kimse, ona gidelim.”

Ama kardeşim, sen köy peyniri satıyorsun;

1 milyon takipçili moda fenomeniyle ne işin var?

Onun takipçisi sabah kahvaltısında avokado püresi yiyor,

senin peyniri görse “bu ne, karbonhidrat mı?” diye sorar.

Küçük ama ilgili kitle altın gibidir.

10 bin kişilik bir “gurme topluluk”,

1 milyon “sıkılmış kullanıcıdan” daha değerlidir.

Bu işte “kaç kişiye ulaştık” değil, “kaç kişi gerçekten ilgilendi” önemlidir.

Bir de işin hesabı kitabı var.

Bir influencer’a 10 bin TL veriyorsun.

Sonra kampanya bitiyor, toplantıda soruyorsun:

“Kaç beğeni aldık?”

Yanlış soru.

Doğrusu: “Kaç TL kazandık?”

Eğer ürünün kârı %30’sa, 20 bin TL’lik satıştan 6 bin TL kazanırsın.

Ama 10 bin TL ödemişsin zaten.

Yani influencer kazandı, sen kaybeden oldun.

Bu kadar basit bir matematik,

ne yazık ki çoğu markada unutulmuş durumda.

Herkes “beğeni” sayıyor ama “bakiye” azaldığını fark etmiyor.

Sen influencer Değil, Strateji Satın Al..

Sorun influencer’da değil,

onlara “sihirli değnek” gözüyle bakan markalarda.

Bir planın yoksa, hikâyen yoksa,

kitleyle bağ kurmuyorsan,

attırdığın her post sadece

paranı uçurmak için bir rüzgâr olur.

Gerçek büyüme; sabırla, samimiyetle, planla olur.

Bir hikâye kurmadan yapılan reklam,

ışıklı bir tabelaya yazılmış dilek gibidir:

“Allah’ım, viral olayım.”

Ama işler öyle yürümüyor.

Yürüyen tek şey, banka bildirimleri:

“Değerli müşterimiz eksi hesap bakiye faizinizle birlikte toplam borcunuz........”

Dilim döndüğünce videodan anladıklarımı yazdım. Şimdi bu yazıyı ister okuyup üzerine Onur Naci Öztürkler'i izleyip hayatını değiştirirsin. İster okumayıp; klasik, emmi dayı reklamına devam edersin. Yani Sevgili girişimci ya da girişimci adayı: O işler artık öyle olmuyor...