25 Temmuz. Takvim yapraklarında sansürün kaldırılışının yıl dönümü, biz gazeteciler içinse bir "Bayram". Tırnak içinde kullanıyorum, çünkü bu bayram; şenlikli bir kutlamadan çok, mesleğimizin omuzlarımıza yüklediği ağır sorumluluğu, taşıdığımız umudu ve hiç bitmeyen mücadeleyi hatırlama günüdür. Ve ben bugün, bu anlamlı güne bir kadın gazeteci olarak bakmak, kelimelerin ardındaki o ince, detaycı ve şefkatli dokunuşu anlatmak istiyorum.

Gazetecilik, pek çokları için haber peşinde koşan, adrenalini yüksek, sert bir meslek olarak görülebilir. Evet, bu yönleri var. Ancak bir kadın için gazetecilik, çoğu zaman haberi ‘görmek’ ile ‘hissetmek’ arasındaki farkta gizlidir. Bizler, bir olayın sadece rakamlarını, resmi açıklamalarını değil, o olayın perde arkasındaki insan hikayelerini, bir annenin gözündeki endişeyi, bir çocuğun gülüşündeki umudu ya da haksızlığa uğramış bir kadının sessiz çığlığını da satırlara taşımakla yükümlüyüz. Kalemimiz, çoğu zaman toplumun göremediği veya görmezden geldiği ayrıntıları aydınlatan bir fener görevi görür.

Erkek egemen bir meslekte var olmanın getirdiği zorluklar elbette var. Ancak bu durum, bizlere farklı bir direnç ve empati yeteneği de kazandırıyor. Bir haberi hazırlarken, onu adeta bir nakış gibi işleriz. Her bir bilgi kırıntısını, her bir tanıklığı, her bir duyguyu özenle bir araya getirir, büyük resmi ortaya çıkarırken en küçük detayı bile atlamamaya çalışırız. Belki de bu, doğamızdan gelen bir yetenektir; parçaları birleştirerek anlamlı bir bütün yaratma, kaosu düzene sokma ve en karmaşık olayların bile insani özünü yakalama becerisi.

Bizim için basın özgürlüğü, sadece manşet atma özgürlüğü değildir. O, şiddet mağduru bir kadının sesini duyurabilme, eğitim hakkı elinden alınmış bir kız çocuğunun hikayesini anlatabilme, çevre felaketinin etkilediği bir köyün derdine derman arayabilme özgürlüğüdür. Bu yüzden tuttuğumuz her mikrofon, yazdığımız her satır, sadece bir haber aracı değil, aynı zamanda bir vicdan köprüsüdür.

25 Temmuz, işte bu yüzden bir bayramdır. Çünkü tüm zorluklara, baskılara ve yorgunluklara rağmen, sabah uyandığımızda içimizde taşıdığımız o meslek aşkını, halkın doğru bilgiye ulaşma hakkına olan inancımızı ve daha adil bir dünya için bir harf bile olsa katkı sunma umudumuzu bize hatırlatır.

Bu bayram, gerçeğin peşindeki tüm meslektaşlarımın bayramıdır. Ama özellikle, bu yolda omuz omuza yürüdüğüm, empatiyi ve hassasiyeti haberciliğin merkezine koyan, kalemiyle sadece yazmayan, aynı zamanda şifa veren, güçlendiren ve ilham olan tüm kadın gazetecilerin bayramıdır.

Kalemimiz daima doğrudan, vicdanımız ise daima halktan yana olsun. Bayramımız kutlu olsun!