Osmaniye’nin bereketli toprakları yalnızca pamuk, yerfıstığı ya da zeytin değil; kadınların sessizce büyüttüğü bir umudu da taşır. Bu şehirde her sabah, bir kadının eliyle yoğrulmuş hamurun kokusu, bir başkasının sabırla ördüğü yeleğin sesiyle karışır.
O yelekler, reçeller, sabunlar, el emeğiyle işlenmiş oya ve nakışlar… bunlar birer ürün değildir. Her biri bir hikâyedir; geçimle gururun, sessizlikle direnişin, görünmezliğin içindeki gücün hikâyesi.
Ama bu hikâyeler çoğu zaman evlerin içinde hapsolur. Tezgâha ulaşamadan, sokağa taşamadan, bir dolabın içinde unutulur. Kadın emeği, değer görmek yerine beklemeye terk edilir. Bu sadece bir kadının değil, bir şehrin kaybıdır.
Osmaniye’de artık bu emeğin nefes alacağı, bir araya geleceği bir yere ihtiyaç var. Kadınlar Pazarı bir tercih değil; bir zorunluluktur. Çünkü üretim, paylaşıldığında değer kazanır; emek, görünür olduğunda güçlenir.
Bir şehir, kadınlarının el emeğini sahiplendiği gün büyür. Kadınlar Pazarı, sadece tezgâhların kurulacağı bir yer değil; umutla yeniden inşa edilen bir geleceğin temeli olacaktır.
Artık zamanıdır…
Emeği duvarların arasından çıkarıp, şehrin kalbine taşımak gerek.
Osmaniye’nin kalbi, kadın emeğiyle daha gür atacak.