İhtiyaca istinaden köşe yazısı yazmayı severim. Bugün biri bana "fesat" dedi. Hem de duygularına fesat karıştıran, manipülasyon konusunda uzman bir kardeşimiz. İlk kez bana hakaretler yağdıran birine ses etmeden dinledim. Belki de artık ses etmeden dinlemenin daha büyük erdem olduğunu öğrendiğimdendir. Yaş 55 olunca insanın sabrı da artıyormuş. Bugün onu da deneyimledim.

Canım kardeşim, birine “fesat” dediğinde aslında kimi suçluyorsun biliyor musun? Belki onu değil, kendi bakış açını. Çünkü “fesat” dediğin şey çoğu zaman karşındakinin niyeti değil, senin okuma biçimin. İnsan gördüğünü değil, içindekini görür derler ya; işte tam o mesele.

Herkesin ağzında aynı kelime: “Fesat!” Ama kimse dönüp de “ben ne kadar fesadım?” diye sormuyor. Çünkü bu kelime, bizim en kolay savunma mekanizmamız. Haksız çıktığımızda, kıskandığımızda, birinin başarısı canımızı yaktığında hemen siper alırız: “O fesat, ben değil!”

Peki gerçekten öyle mi? Yoksa biz, ihaleye fesat karıştıranlarla alakamız yok derken, ilişkilerimize, dostluklarımıza, hatta sevgimize mi karıştırıyoruz fesadı?

Fesatlık Sadece Rüşvetle Olmaz. Herkes “ihaleye fesat karıştıranlar” deyince aklına parayı, menfaati getiriyor. Oysa biz, duyguların ihalesine fesat karıştırıyoruz her gün.

Bir dostun sevincine gölge düşürmek, birinin başarısına “ama” ile başlayan cümle kurmak...

Birinin iyi niyetini, “kesin bir çıkarı vardır” diye yorumlamak...

İşte asıl fesatlık budur.

Parayla değil, içimizdeki kıskançlıkla yapılan ihaledir bu.

Sosyal Medya Fesat Fabrikası

Artık herkes birbirinin hayatını cam gibi izliyor.

Birinin tatil fotoğrafı mı güzel? “Kesin borçla gitti.”

Birinin işi mi büyümüş? “Kesin torpili var.”

Birinin eşi mi mutlu? “Kesin rol yapıyor.”

Sosyal medya öyle bir yer ki, iyi bir şeyi beğenmek bile “yaltaklanmak”, eleştirmek “cesaret” sanılıyor.

Halbuki bazen sadece sessiz kalmak bile bir erdemdir.

Ama nerede o olgunluk…

Biz, başkasının mutluluğuna sabredemeyen bir toplum olduk.

Biri sana “fesat” dediğinde küfürle karşılık veriyorsan, belki de hedefi tam on ikiden vurmuş demektir. Çünkü öfke, suçluluğun en hızlı tercümanıdır.

Gerçekten masum olan, sakin olur.

Ama biz, sakinliği zayıflık, bağırmayı haklılık sanıyoruz.

Böylece toplum olarak, “sessiz fesatlar” hâline geliyoruz.

Fesatlık, başkasının değil, kendi içinde başlar.

Bir kere dürüst olalım:

Bazen kıskanıyoruz.

Bazen içimizde “neden ben değilim?” sesi yükseliyor.

Bazen de birinin mutluluğu bize kendi eksikliğimizi hatırlatıyor.

Ama bunu fark ettiğimiz anda, fesatlık bitiyor.

Çünkü farkındalık, en etkili temizliktir.

Fesat olmayan insan, başkasının ışığında kör olmaz.

Onunla aydınlanır.

Sevgili dostum, Ayna ayna... Dikkatle bak. Sana bir şeyler anlatır belki.. Sana ayna tedavisi yazıyorum. Sanmıyorum ama belki faydası olur...

Sağlıcakla kalın..