Yapay zeka sosyal medyada görünmeye başladığında önce etkileyiciydi. Sonra hızlıydı. Ve fazla iyiydi. Bir noktadan sonra gerçekle ayırt edemez hale geldik.
Üretilmiş görseller, hiç yaşanmamış anlar, hiç gidilmemiş yerler… Hepsi varmış gibi. Üstelik her gün daha iyisi geliyor. İnsanları korkutan şey yapay zekanın varlığı değil, hızı oldu.
Bir süredir tuhaf ama net bir değişim var. İnsanlar daha fazla içerik tüketmiyor, daha az paylaşıyor. Daha az story, daha çok buluşma. Daha az ekran, daha çok masa. Sosyal medya uygulamaları yerini yavaş yavaş hobi kulüplerine, küçük topluluklara, yüz yüze deneyimlere bırakıyor. Birlikte yapılan bir yürüyüş, bir atölye, plansız bir akşam yemeği… Bunlar tekrar “değerli” oldu.
Çünkü dostlarla yenilen keyifli bir yemeğin verdiği hissi, ileride izlemek üzere bir kapsüle koyma fikri artık iyi bir fikir gibi gelmiyor. Hatta biraz rahatsız edici.
Yapay zeka bize şunu net şekilde gösterdi: Her şey üretilebilir olabilir. Ama her şey yaşanamaz. Bir algoritma görüntü oluşturur. Ama o görüntünün içindeki anın parçası olamaz. Bir video duygu simüle eder. Ama o duygunun senden geçtiği anı bilemez. İnsanlar bunu fark etti. Ve refleks olarak şimdiye döndü. Yapay içerik arttıkça, “gerçek” daha kıymetli hale geliyor. Kusursuz olan değil, yaşanmış olan öne çıkıyor. Offline buluşmalar, analog işler, yüz yüze deneyimler yeniden popüler.
Bu bir teknoloji karşıtlığı değil, bu bir denge arayışı. Ve fark ediyoruz ki: gelecek zaten gelecek. Ama şu an, sadece şimdi yaşanabiliyor. O yüzden insanlar bugün daha çok dışarı çıkıyor. Daha çok dokunuyor, daha çok dinliyor. Paylaşmak için değil, yaşamak için biriktiriyor anıları.
Yapay zeka hayatımıza girdi. Biz de hayatın içine biraz daha geri döndük.