Bu Yeşildere bölgesi bugünkü Osmaniye'nin bir yerleşim alanı idi. Ne zamandan beri? Bildiğimiz kadarıyla en az dört yüz yıldan beri. Peki, 'idi' dediğimize göre şimdi ne durumda? Şimdi yok. Ne zamandan beri yok oldu? ABD merkezli bir emperyalist blokun projesi olan AKP iktidarının yönetimi ele geçirmesiyle birlikte. Yani son yirmi ya da on beş yıldır yok oldu. Anladık, Yeşildere ve etrafı varken nasıldı?
Yanıt: Tam teşkilatlı olarak beş ayrı mahallesinde beş adet ilkokulu vardı. Beş adet camisi, insanları, bağları-bahçeleri, çok sayıda hayvanları ile ve etrafındaki köylerle birlikte on bin, belki daha da fazla nüfuslu bir bölge idi.
Yeşildere şimdilerde yok dedik. İnsanları Osmaniye ve çevre ilçelere taşındı, taşınmalarının koşulları hazırlandı. Bugün Yeşildere bölgesinde hiçbir okul yok. 2024 yılı olarak nüfusu üç yüz kişi gözüküyor. Yeşildereliler seoruyoruz: "Bölge insanı yok oldu diyorsunuz ama bakın üç yüz kişi gözüküyor." Bir yaşlıca adam bizi yanıtlıyor: "Benim onlarca atamın mezarı Yeşildere'de. Şimdi ben Osmaniye'nin Başmahalle'sinde oturuyorum. Kötü bir evim de var. Kendi evim aynı mahallede oturan bir akrabamın üzerine." "Niye, basit de olsa bu ev senin üzerine değil?" Yanıt: "Çünkü ben Yeşildere'de oturuyor gözükmeliyim. Ve böylece Yeşildere nüfusu var gözükmeli. Yoksa atalarımın anıları ve kemikleri sızlar." İşte bu durumla Yeşildere'de gözüken üç yüz nüfusun bir kısmı bölgede oturmuyor. Ama bizler, hâli uygun olanlar Yeşildere'ye birer baraka, dam gibi evler de yaptık, atalarımızın anısına.
Yeşildere bölgesi Osmaniye, Amanos Dağları'nın en yüksek tepesi Düldül Dağı'nın kuzeydoğu arkasındadır. Düldül Dağı 2500 metre yüksekliktedir. Yeşildere de 1200 metre yüksekliktedir. Yeşildere Osmaniye ili Düziçi ilçesi sınırlarında ve merkeze uzaklığı otuz kilometre dolayındadır. Yolu da yarı var yarı da yoktur.
Bu Yeşildere bölgesine Osmanlılar hiçbir zaman gelmemiş, gelememişlerdir. Bu bölge halkı 1920'lerdeki Kurtuluş Savaşı'na katılmış, Cumhuriyet kurulduktan sonra da nereye, hangi idari birime bağlı olduğuna karar verememişler; uzun yıllar ara bölge olarak yaşamışlardır. Bir ara Adana'ya bağlı olmuş, sonraları Maraş'a, daha sonraları da (2008 yılı olarak) Osmaniye'ye bağlanmıştır. Bu tarihle de bölge insanlarının tasfiyesine başlanmış ve insanların kırdan kente göçleri hızlandırılmıştır. Şimdilerde de varlığı ile yokluğu belli değil, hiçbir okulu yok, yolu yok sayılır, devlet hizmetleri yok. Bu Yeşildere durumu bir doktora tezi olacak kadar anlamlı ve kapsamlıdır. Ancak biz bu çalışmamızda durumu bir çerçeve olarak ele alacağız.
Yeşildere bölgesi on beş-yirmi yıl önceye kadar merkezi beş okulu, beş camisi, kendilerine göre kurumları olan kendi üretimlerini, idari yapılarını çalıştıran bir bölge idi. Yeşildere kendi etrafında da on kadar köyleriyle sosyolojik, hareketli bir bölge idi. Bu köylerden bir tanesi Zindeyn (Yeşilyurt)'tur. Şimdi burada sizlere Yeşildere bölgesi ile aynı sosyolojik yapıda olan onun etrafındaki Zindan-Zindeğen-Yeşilyurt köyünde yaptığımız bir çalışmadan söz edeceğiz.
2009 yılı idi. Osmaniye'de kurulu Anadolu Halkbilim Kültür Akademisi ile, Macaristan Devlet Bilimler Akademisi bir anlaşma yaparak bölgede halkbilim çalışması yapıyoruz. Çalışma alanı olarak Yeşildere bölgesine bağlı aynı sosyolojik, ekonomik ve kültürel yapıdaki Zindeyn bölgesini (köyünü) seçtik.
Kendi akademik çalışma arkadaşlarımızdan Mehmet Koç (İspir Onbaşı) da olduğu hâlde kendimiz de olarak ve Macaristan Devlet Bilimler Akademisi'nden Prof. Dr. Janos Sipos, Macaristan Pázmány Üniversitesi'nden Prof. Dr. Eva Csáky ve Macaristan Devlet Televizyonu'ndan üç kişilik bir program ve film yapımcısı ekip olduğu hâlde; bu Yeşildere'nin bir benzeri ve bölümü olan Zindayn yerleşimine gittik. Oraya varmak hiç kolay olmadı. Daha Düziçi'nden çıkar çıkmaz çok yoğun arazi ve çok tehlikeli bir toprak yol ile karşılaştık. Arkasından üç tarafı derin ve sarp derelerle çevrili oldukça sarp kayaların üzerine kurulmuş Çatak adlı çok eski bir köye ulaştık. Burası da çok ilginçti ancak biz hedef olarak Zindayn yerleşim bölgesini hedef almıştık.
Çatak'tan Zindayn bölgesine (kabilesine) ulaşmak kolay olmadı. Bir su deresinin (çaycık'ının) aktığı yerin kenarına toprak bir yol yapmışlar. Orman çok. Çatak–Zindayn (Yeşilyurt) arası beş–on kilometre var. Oldukça dar bir dere. Dere tabanı su ve yol ile birlikte sanırız elli-altmış metre, belki bazı yerlerde daha da dar. Peki bu kadar dar bir derenin kenar yükseklikleri ne kadar? Sağ yamaç iki yüz (200) metre kadar ve sol taraf Volkanik Düldül Dağı tarafı, yamacı neredeyse dik açıyla yükseliyor ve beş yüz (500) metre olan yerleri var. Ve çok yoğun ormanla kaplı. Zorlukla Zindayn'a vardık.
Düziçi bölgesinin bilge ve tanınmış insanlarından İspir Onbaşı ile gittiğimizden bizi fazla yadırgamadılar. Orada İspir Onbaşı (Mehmet Koç)'un yakinen tanıdığı Âşık Mehmet Gül ve öteki insanlarla tanışıp, konuşup, kaynaştık.
Az önce anlattığımız bu derin vadi, hayır dere, hayır özel yapılmış kanala benzeyen yerin sonunda; küçük bir boşluk. Boşluğun etrafı yüksek, ormanlı dağlarla çevrili. Evlerin önü arkası hep orman. Orman oldukça çok, açık yeşil renkli, yağış bol. Burayı anlatmak, evleri, yaşayışlarını anlatmak çok uzar. Macar ekibi bize özellikle şunu da sordu: "Buralar haritada var mı? Türkiye devleti buralardan haberdar mı? Bu insanlar ne yerler ne içerler? Biz Afrika'da ve Güney Amerika'da, Amazonlar'da ancak böyle yerler var sanıyorduk. Demek buralarda da varmış…" Oradaki insanlarla, özellikle Âşık Gül Mehmet'le çok şeyler konuştuk.
Şunu da sorduk Âşık Gül Mehmet'e: "Siz ne zamandan beri yaşıyorsunuz burada? Hangi halktan, hangi ulusal yapıdan, hangi ırktan oluyorsunuz?" Bizi şöyle yanıtladı Âşık Gül Mehmet: "Bizim atalarımız Osmanlı yeniçeri askerleriymiş. Sonra dört yüz (400) yıl kadar önceleri Osmanlı ordusu Orta Anadolu'dan Erzurum tarafına doğru gidiyor. Bilirsiniz yeniçeriler ev bark sahibi değiller; evlenemezler, işi savaşmak. İşte Erzurum yakınlarında, Osmanlı ordusundaki bir grup yeniçeri oturup şöyle konuşmuşlar: 'Usandık bu savaşlardan, yaşamdan; bizler de bir yerlere yerleşelim, ev bark kuralım, ailemiz, çocuklarımız olsun. Öteki köylüler gibi tarım, hayvancılık yapalım.' Diğerleri: 'İyi de, Osmanlılar bizi yakalarsa kellerimiz gider.' Ötekiler: 'Gideriz, Osmanlıların ulaşamayacağı bir yerlere yerleşiriz,' derler.
Ve çok sayıda olmasa da bir grup yeniçeri askeri, Güney Anadolu'ya doğru, ellerinde silahları da olduğu hâlde, hızlıca hareket ederler. Yeniçeriler biliyor ki güneyde, Amanos Dağları'ndaki halk, genişçe bir bölgede Osmanlı idaresinden bağımsız yaşıyorlar.
İşte bu yeniçeri grubu, yolları üzerindeki yaşlı olmayan ve çocuk yaşta da olmayan kadınları yanlarına alıp gelirler, buralara. İşte bu özgür toprakların, daha doğrusu dağların derinliklerine, bu bölgelere yerleşmişiz.
Âşık Gül Mehmet: "Gelelim sizin sorunuzun ikinci bölümüne: Bizler hangi halktan, hangi ırktan olduğumuzu, hiç bilemeyiz. Çünkü yeniçeriydik. Bilinir, Osmanlı bir bölgeye gider, orada ihtiyacı olduğu kadar çocuğu alır götürür; asker olarak eğitim verir. Bu çocukların alındığı bölge Hıristiyan olan Avrupa bölgesinden olur, Anadolu'daki Hıristiyan halktan olur, ya da Anadolu'daki Türkler, özellikle Osmanlılara karşı ayaklanmış, Celali isyanlarına katılmış ve toplu olarak öldürülmüş Türklerin çocukları olur. Bu çocuklar yeniçeri askeri olarak yetiştirilir.
Âşık Gül Mehmet devamla: "Şimdi bizim kökenimizi ister Balkanlar'daki halktan kabul edin, ister Anadolu'daki yerli ve de Hıristiyan halktan kabul edin, isterseniz Anadolu'daki Osmanlı yönetimini beğenmeyip isyana kalkmış Türk boylarından, obalarından kabul edin. Ortada olan; Türkçe konuştuğumuz, bu toprakların suyu, ekmeği, meyvesiyle beslendiğimiz ve insan olduğumuzdur."
Yıl 2024 Kasım ayı. Osmaniye'nin Çardak köyünde oturuyoruz, zeytin bağlarımız var. Yukarıda demiştik ki son on-on beş yılda Yeşildere insanları çeşitli yerlere dağıldılar. Özellikle Osmaniye kentine, bölgesine yerleştiler. İşte zeytinlerimizi toplamak için Osmaniye'de oturan Yeşildereli Sait isminde bir elçi (işçi çavuşu) ile anlaştık. Kadın-erkek, çocuk yaşta yirmi kişi ile gelip bizim zeytinleri topladılar. Bu arada sekiz-on gün kadar onlarla bolca sohbet ettik.
Bu Yeşildereli işçi ekibinin içinde altmış beş yaşında Ali Emmi adında birisiyle konuşuyoruz. Kasketli, gözlerinin feri kaçmış, güngörmüş birisine benziyor. Osmaniye'nin Başmahalle adlı bir bölgesinde oturuyormuş. Ali Emmi anlatıyor: "1865'lerde ataları Osmaniye bölgesinde oturan Avşarlar'danmış. Osmanlı Fırka-i İslahiye ordusuyla gelip bölgedeki insanları devlete vergi vermeye, askere gitmeye zorlamış."
Ali Emmi diyor ki: "Bizim obalarımız da şu dağlarda Osmanlıların hâlen ulaşamadığı, şimdiki adı Yeşildere olan bölgeye, aileleriyle, hayvanlarıyla gelmişler" diyor. Avşar Ali Emmi'ye diyoruz ki: "Peki Yeşildere bölgesinin Zindeyn obalarında Âşık Gül Mehmet bize, çok eskiden yeniçeri olduklarını, buraya Osmanlı'dan kaçarak yerleştiklerini söyledi." Avşar Ali Emmi: "Âşık Gül Mehmet'i biliriz. Zindayn gibi çok eskiden bölgeye gelmiş olan yeniçeriler, Yeşildere'nin çok obalarında varlar. Ancak Yeşildere'de Avşarlar da var, Cerit Türkleri de var. Hatta Ermenilerden de gelenler olmuş." Orada zeytin toplayan bir kadını gösteren Ali Emmi: "Aha şu kadının atası ötesi yeniçeri; şu kadın Avşarlar'dan, şu öteki adam kökeninin nereli olduğunu bilmiyor. Biz çalışan, çabalayan olarak kaynaşmışız, hepimiz insanız," diyor.
Zeytin toplayan ve Yeşildere'den Osmaniye'ye taşınmış insanları tanımaya çalışıyoruz. Eli ayağı düzgün, giyimi, ayakkabısı uygun Hatice adında genç bir kadını tanımaya çalışıyoruz. Hatice Eğitim Fakültesi mezunu, çim hokeyi sporunda Osmaniye il takımında, birkaç dış ülkeye maç yapmaya gitmiş yirmi altı yaşında bir sporcu ve öğretmen adayı. Üç yıldır öğretmen olmak için atama bekliyor.
Şimdi sizlere Yeşildere'nin web sayfasından belge ve anlam yüklü resimler vereceğiz. Bazı resimlere sayfanın yöneticisi duygularını da yazmış. Biz de bu resim ve duyguları olduğu gibi vereceğiz.
Sonuç: Bu Osmaniye / Düziçi / Yeşildere bölgesinin acıklı, sosyolojik durumu bir doktora tezi olacak kadardır. Ancak biz bu gazete sayfasında bir çerçeve yazısı verdik sizlere.
Yeşildere den olağan bir görüntü ve çağlayan
Yeşildere'de evler ve köy halkı
Bir gurup halk
Yeşildere'de görüntü, yol ve trafik
Yeşildere'de evlerden birer görünüm
Gene bir ev ve hane halkı ,Yeşildere halkı yollarını yapmaya çalışıyor
Valiler pekte ilgisiz bırakmaz bu insanları
Dikkatli bakarsanız Yeşildere'nin doğası ve bir mahallenin evlerini görürsünüz. Evlerden birileri resmin üst tarafında ve taşların alt tarafında. Ancak ev ve evlere hangi taraftan çıktıkları ve hangi yöntemle girip çıktıkları belli değil.
Bu evde oturanlar şanslı olmalı. Özel ormanları ( korulukları ) fasulye sebze bahçeleri ve evlerinin manzaralı seyirlik sekileriyle güzel görünüyor. Bu ev aslında organik bir evdir. Yapımı ve kullanımı kolay ve sağlıklı. Ancak bu eve iki- üç yıl bakmadığın zaman ev yıkılır, adeta yok olur, birkaç sene içinde de yerinde otlar, bitkiler olur. Yani doğal ve organiktir. Kirlilik yapmaz.
Su değirmenine su taşıyan abara su kanalı.
İki tahıl öğütme düzenekli su değirmeni çift abarası
Yeşildereli çocuklardan bir örnek ve oyun alanları.
Yeşildere bölgesinin çok sayıda köprülerinden birileri. Yol ve köprü uygarlıktır.
Yeşildere bölgesinde üretim esastır. Üretime ortak olan kadınlar, yaşam ve haklarda da ortak olmalı.
Bir köylü, yazın toprak damlı evinin üzerinde yatıyor. Ancak bu temiz hava her yerde bulunmaz.
Yeşilderede bir köylü aile, ikindi üzeri , evinin önünde ki tahta çardakta çay keyfi yapıyor. Keyf dedik ama yüzlerinde ki duygusal durum çok şeyi anlatıyor.
Burası İsviçre Alp’lerinden bir manzara değil. Yeşildere de bulunan dünyanın en yüksek ve derin barajlarından Berke barajı.
Gene Yeşildere Berke barajından bir görüntü.
Hani bir reklam vardı. ‘ Kolay kolay, yaşam çok kolay ‘, diye. Yeşildereye ulaşım çok zormu acaba. Resme dikkatlice bakın karşı dağdan , derin suyun üzerinden bir çizgi gibi yol gözüküyor. Burada trafik nasıl acaba ?
İşte Osmaniyemizin sosyal ve toplumsal coğrafyasından bazı manzaralar sizlere.
İbrahim Çenet.