Çocukluğum ve gençliğimde en çok kullandığım ve beynime işlemiş olan iki söz: Ho, hoi, hoyn ve kele, ke’le! Ben, Doğu Çukurova’da, Amanos Dağları eteklerinde yaşayan Osmaniye – Ulaşlı Türklerinden bir bireyim. Üstte vurguladığımız bu iki söz hakkında biz de birkaç söz edelim.

Önce; Ho, Hoi, Hoyn:
Bu sözü bugün en çok Antep, Maraş, Osmaniye, Adana, Mersin ve Hatay’da duymak olasıdır. Kişisel bir sesleniş, uyarma, dikkat çekme ve bir hitap biçimidir. Bu sözü, adı geçen bölgede çocuklar, gençler ve hatta yetişkinler samimice bir söylem, bir uyarma, bir sorma biçimi olarak kullanırlar.

Doğu Çukurova’da bir genç diğer arkadaşına;
— Babanlar geldi mi ho?
— Yarın falanca ırmağa yıkanmaya gidelim mi ho!
vb. deriz.

Bu sözü, kendi bölgemde, kışları ılık olan Çukurova dağ eteklerine mal otlatmaya gelen göçebe Türklerde de duyduk hep. Bu insanlar Aydınlı dediğimiz, Yörük dediğimiz, Ege’den Akdeniz’e, Çukurova – Amanoslara hayvanlarını otlatan gezici Türk topluluklarında hep karşımıza çıkar. Bunlar Hoyn, Hoynu! şeklinde söylüyorlar. En çok da Mersin’in tüm kıyı bölgelerinde, örneğin Anamur taraflarında bu şekilde kullanıyorlar. Ancak sözün kökü; Ho! Hoi, Hu, Hoyn, Hoynu şeklindedir.

Bu sözün tarihi kökenine, sosyolojik hatta etimolojik yapısına bakalım. Bu sözün kökeni beş bin yıl, on bin yıl önceye kadar gider. Kenger (Sümer)lerin beş bin yıl önce oluşturulmuş Gılgamış adlı öğretici destanında, Amanos Dağları’nın çevreci koruyucu tanrısına HU ya da Hu baba diyorlar. Zaten Ho – Hu sözünü de en çok bu Amanos Dağları etrafında kullanıyorlar. Demek ki Hu, doğanın dolayısıyla insanların koruyucu tanrısının adıymış. Ülkemizin her tarafında bir hitap şekli olarak “Yahu!” demez miyiz? Bir anlayışa sahip insanlarımız “Gerçeğe hu!” diyelim der.

Peki, Ho, hu, hoi, hoyn, hoynu… Anladık; bu HO, HU kökenli söz nereden geliyor?

İnsanlık var olalı beri Asya’da Türkler ve Çinlilerin ataları aynı bölgede iç içe yaşıyorlar. Belki de daha uzak zamanda akraba halklardır. Ancak Çinlilerin fonetik ve söz-ses çıkarma biçimleri çok farklıdır. Çok eski bin yıllarda (en azından on-on iki bin yıl önceleri) Türklerin kendilerine Uygur, Uygar, Uygurlar dedikleri zamanda, yani Uygurların Kore ve Çin denizinden Avrupa’daki Atlas Okyanusu’na kadar alanda yaşadıkları dönemde, Çinliler Uygur sözündeki “uy” sözünü “hu” şeklinde telaffuz ediyor. Yani uy sözünün başına bir “h” ekliyorlar. Yine Uygurdaki “Uyg” sözünü Hui, Huey şeklinde söylüyorlar.

Şimdi anladık ki; konumuzda Ho – Hu, Hoi, Hoyn, Hoynu sözleri Çinlilerin Uygur Türklerine verdikleri söylem biçimidir. (Bu durumu Prof. Dr. Faruk Sümer de böyle söylüyor.) Tabii insanlar bu kavime, bu isme kutsallık da vermiştir. Bu yüzden Gılgamış Destanı’ndaki Amanos Dağları’nın koruyucu tanrısına Hu, Hu-ey diyorlar. TDK sözlüğü de Ho – Hu sözünün bir biçimde tanrı ismi olarak kullanıldığını söylemiştir.

Sonuç olarak, bu söz Türk kavimlerine en az on-on iki bin yıldan beri, en köklü Uygur Türklerine Çinlilerin verdiği söylem biçimidir.

Şimdi gelelim ikinci sözümüz; Kele, Ke’le:
Kele sözü de Ho – Hu sözünün en çok kullanıldığı Antep, Maraş, Osmaniye, Adana, Hatay bölgelerinde sık kullanılan bir sözümüzdür.

TDK’ya soruyoruz:
Kele kelimesi ne anlama geliyor? “Türk Dili, tarih boyunca ilişki kurduğu medeniyetlerin (ülkelerin) dillerinden kelimeleri kendi bünyesine katmış ve bu sayede çok zengin bir dil oluşturmuştur. Hal böyle olunca, Türkçe’de gündelik hayatta karşımıza çıkan bazı sözcüklerin anlamını bilemeyebiliyor, ilginç bulabiliyoruz.” TDK, arkasından da bu sözün boğa, tosun anlamına geldiğini ve de “keleye çekmek” anlamına geldiğini söylüyor. (Ancak biz “keleye çekmek” ne demek, anlamadık.)

Biz kele sözünün ne anlama geldiğini bazı sözlüklere, edebiyat dergilerine, bazı yazarlara sorduk, şöyle dediler:
Kele genellikle kadınlar için kullanılan bir sözdür.
— Antep yöresinde; “Kele anam, kele bacım” şeklinde söylerler, hitap ederler.
Kele Adana bölgesinde bir serzeniştir, sesleniştir.
Kele Osmaniye bölgesinde, kadınlara samimice bir ifadedir.
Kele, Kozan bölgesinde, kadınlara karşı şaşkınlık ifade eden bir söz; “Kele bacım” gibi.
— Amanoslar’da ve hatta İç Anadolu bölgesinde de bir atasözü: “Gelin geldi de, kele kele demesi mi kaldı.”

Yani TDK hariç hiçbir kurum, sözlük, dergi ve yazar keleyi, boğa, tosun olarak almıyor. Bu satırların yazarı da keleyi aynen az üst tarafta anlattığımız anlamda kullanıyoruz. Demek ki kele, kadınlara, kızlara bir hitap biçimidir.

Peki, asıl konumuz şudur: Kele ne demektir?

Türk dilinin en eski (siz ne kadar eski olarak biliyorsanız) beş-on sözünden birisi KA sözüdür. KA: Koruyan, kollayan, gözeten (kadın) demektir. Binlerce yıllardan bu yana bu “koruyan” sözü KA çok küçük farkla söylenegelmiştir. Ka – Ke, Ku, Kü, Ki… Hepsi de “koruyan kadın” anlamınadır.

Kökeni en az on bin yıl geriye giden Anadolu’nun koruyucu, bereket sağlayan ana tanrıçası Kübele (Çatalhöyük’te on bin yıl önce yapılmış, kutsanmış Kübele heykelleri). Kübele nasıl söylenir? Bu koruyucu tanrıçaya Hititler Kuvava, İskitler Kübele, Lidyalılar Kibele diyor…

Demek ki sözün kökü Ka, ke, kü, kidir. Kele sözü de hep kadınlara söylendiğine göre, “koruyucu kadın” demektir. Bugün Güney bölgemizde “Kele anam, bacım” derken; anamıza da, teyzemize de, kızlara da “koruyucu kadın” ya da “kadın adayı” demek istiyoruz. İşte Kele – ke (le) koruyucu kadın demektir.

Yereldeki evrensel dergimizin önceki sayılarında, “koruyucu” anlamında Ka, ke, ki sözümüzün koruyucu kadın anlamında binlerce yıllık bir sözümüz olduğunu anlatmıştık. Burada bu yazımızın kısa bir özetini sunalım size:

Ka: Türkçenin ilk sözlerinden birisidir. “Koruyan” demektir.

  • Ka –

  • Kam: Toplumunu, töresini, sağlığını koruyan.

  • Kamu: Tüm insanları koruyan.

  • Kadın: Aileyi koruyan.

  • Kadı: Adaleti koruyan.

  • Kap: İçine konulanı koruyan.

  • Kazan: İçine konulanı pişiren, koruyan.

  • Kapak: İçtekini koruyan.

  • Kapı: Evi koruyan.

  • Kapsam: Çeşitli başlıkları ele alıp koruyan.

  • Kat: Evde iki aileyi ayıran, koruyan.

  • Kaban: Vücudu koruyan.

  • Kubbe: Evi kapsayan, koruyan.

  • Kitap: Bilgileri koruyan.

Ka – ke — kele: Koruyucu ana, kadın ve kızlara verilen bir isimdir. Ki çok eski, çok anlamlıdır.

Not: Kele sözünün TDK dediği gibi tosun, boğa ile hiçbir ilişkisi yoktur. Boğaya biz Türkler “boğa” diyoruz. Yirmi beş bin yıl önce Asya’dan yeni dünyaya gitmiş olan Kızılderililer de şu anda boğaya “boğa” diyorlar.

Not’un notu: Bazen yerel, çok yerel dediğimiz bir ritüelin, davranışın, sözün, seslenişin çok eskilere giden kökü, anlamı vardır. İşte Amanos Dağları merkezli Ho, Hu, Hoyn ve Ke – Kele sözünün de böyle çok anlamlı bir ekinsel anlamı vardır.