Dünya Oyunları’nda Çin’in Chengdu kentinde dünya ikincisi olup gümüş madalya kazanan Osmaniyeli milli sporcumuz Aybüke Kılınç… Adını göğsümüzü kabartarak tüm dünyaya duyurdu. Türk bayrağını dalgalandırdı, Osmaniye’nin adını kürsüye yazdırdı. Ama memlekete döndüğünde karşılaştığı manzara içimizi burktu.

Havamaş otobüsüyle, kavurucu 50 derece sıcağın altında, Osmaniye’ye sessiz sedasız giriş yaptı. Onu karşılayan kalabalık dedikleri sadece 12 kişiydi. Saydım, evet sadece 12. O 12 kişinin içinde ailesi vardı, bir de Gençlik ve Spor İl Müdür Vekili. Dikkatini çekerim; vekili… Osmaniye Valisi yoktu. Belediye Başkanı yoktu. ASKF’den bir temsilci yoktu. Spor kamuoyu yoktu. Gazeteciler yoktu. Yani olması gereken, orada Aybüke’ye omuz vermesi gereken kimse yoktu.


Aybüke, dünya şampiyonu olmayı kıl payı kaçırdı. Yani aslında kürsünün en üst basamağına çıkacak güçteydi. Ama Osmaniye’ye dönüşünde gördüğü tablo, sanki sıradan bir müsabakadan dönmüş gibi… Ne yazık ki kentimiz, “Osmaniyespor 3. Lig’de ne yaptı?” diye yatıp kalkan spor gündeminin ötesine geçemedi. Bir dünya ikincisini görmedi, duymadı, önemsemedi.

Osmaniye, yıllardır spor kenti olmayı hayal ediyor. Salonlar yapılıyor, turnuvalar düzenleniyor, afişlerde büyük laflar yazılıyor. Ama iş sahadaki gerçek kahramanına sahip çıkmaya gelince ortada kimse yok. Bir Havamaş durağı, bir otobüs, bir avuç insan… Dünyanın öbür ucunda bayrak dalgalandıran bir sporcunun dönüş yolculuğu böyle olmamalıydı.

Ben bu satırları bir gazeteci olarak değil, bir Osmaniyeli olarak yazıyorum. Çünkü içim acıdı. Osmaniye’nin adını dünyaya taşıyan bir evladımızı, bu kadar sahipsiz görmek yüreğimi yaktı. Umuyorum ki bu satırlar, yetkililerin de içini yakar. Bundan sonraki başarıların ardından, Aybüke gibi değerlerimiz hak ettikleri coşkulu, onurlu karşılamaları yaşar.

Aybüke çok daha fazlasını hak ediyordu. Hem Osmaniye’den, hem bizden.