Seçimlerde ya da Ramazan ayında usuldendir bir fakirin evinde iftar açılır ya da akşam yemeği yenir. Her zaman merak ederim "hangi aile olduğu nasıl belirlenir?" İktidarı muhalefeti yapar bu ritüeli.. Amaç ailenin gönlünü hoş etmek değil, televizyonda ya da sosyal paylaşım sitelerinde "afferin" almaktır. Bunu da bilmeyen yoktur ama her defasında da buna kanılır.

Peki aile neye göre seçilir? Örneğin benim eve neden iftar için iktidar sahipleri gelmezler? Yeterince fakir olmadığımdan mı? Yoksa fazla muhalif olduğumdan mı? Yoksa zamanında TİP Milletvekili adayı olduğumdan mı? Ben olsam ben de gelmem!

İyi ama neye göre seçilir o şanslı ev! Dilimiz döndüğünce anlatalım efendim. "Filanca tarihte, filanca kişi fakir bir ailede iftar yapacak. Tez ola araştırılsın." talimat budur. Kıstaslar nettir, aşırı fakir olmamalı, zengin de gözükmemeli. Dışardan bakanlar "şükürcü" ailelerden biri olduğunu varsaymalı. Mütevazi ortalama bir Türk aile olmalıdır. Anne ev hanımı, baba asgari ücretli olmalıdır. Mümkünse çocukların en yaşlısı 12-13 yaşında olmalıdır. En az biri kız çocuğu olmalıdır. Geçmişinde falan asla sabıkası olmamalı ve yine mümkünse hayatı boyunca partiye oy vermiş biri olmalıdır. Sorulacak her soruda "şükür efendim" diyebilmeli, ziyaret eden muhalefet ise "bu kadar da olmaz efendim" demelidir.

Teşkilat araştırmaları yapar. Tamamlar. İktidar ise güvenlik soruşturmaları da tamamlanır. Ondan sonra teklif sunulur. Orada ana kural nettir "Bize bir fakir lazım onunda bizden olması lazım"

Fakir ailenin heyecandan gözüne uyku girmez. İftar saati gelip çattığında kapı çalınmadan saatler önce hummalı bir hazırlık başlar. Teşkilatın öncü birlikleri eve girerek son kontrolleri yapar. Buzdolabının üzerindeki siyasi içerikli magnetler kaldırılır ve sehpanın üzerindeki danteller düzeltilir. İftara gelen iktidar ise aile üyelerine ne konuşacakları ve nasıl duracakları adeta bir yönetmen titizliğiyle fısıldanır. "Sakın şikayet etmeyin" denir. "Sadece şükredin ve ne kadar memnun olduğunuzu hissettirin" öğüdü defalarca tekrarlanır.

Politikacı kapıdan girdiği anda flaşlar patlamaya başlar. Yanında getirdiği bir paket tatlı veya birkaç oyuncak en iyi açıyla kayda alınır. O an o ev artık bir yuva değil, bir film platosudur. Bağdaş kurup oturulan yer sofrası, halktan biri olduğunun kanıtı olarak milyonlara servis edilir. Ev sahibi aile ise o büyük adamların veya kadınların sofralarında oturuyor olmasının verdiği eziklik ile gurur arasında gidip gelen bir duygu karmaşası yaşar. Sorulan sorulara verilen cevaplar bellidir. "Devletimiz var olsun", "Allah sizleri başımızdan eksik etmesin" muhalefet partisinden gelmişlerse "geçinemiyoruz başganım" cümleleri havada uçuşur.

Bu ziyaretlerde asıl amaç dert dinlemek veya yoksulluğa çözüm üretmek değildir. Asıl amaç o sıcak ve samimi fotoğraf karesini sosyal medyada paylaşarak "halkın içindeyiz" mesajı vermektir. Ziyaret bittiğinde ve lüks araç konvoyları sokağın tozunu attırarak uzaklaştığında, aile yine kendi yoksulluğuyla baş başa kalır. Geride sadece birkaç paket gıda yardımı ve televizyonda kendilerini izlemenin verdiği geçici bir şöhret hissi kalır.

Siyasetçinin villasında veya rezidansında o akşamki "mütevazı" yemek üzerine yapılan değerlendirmeler başlar. Kaç etkileşim alındığı ve rakip partinin bu hamleye nasıl karşılık vereceği konuşulur. Oysa o "şanslı" fakir, ertesi sabah yine aynı asgari ücretle nasıl geçineceğini düşünmeye devam edecektir. Kurulan bu tiyatro her yıl aynı sahnelerle tekrar eder durur. Halk ise bu kurgulanmış samimiyeti her defasında yeni bir şeymiş gibi izlemeye devam eder. Çünkü sistemin işlemesi için o bir gecelik fakir her zaman lazımdır.

O zaman en başa dönelim. Çokta uzatıp hafta sonu şekerlerinize tuz biber atmayalım.

Bütün bunlardan sağlam prodüksiyon olur. Filmin adı da "Bize bir fakir lazım o da bu gece lazım..."

Aklınız ve ailenizle bir arada kalabileceğiniz bir hafta dilerim!

Not: Aynı sendikada olmaktan (TGS) şeref duyduğum genç gazeteci meslektaşım Alican Uludağ tutuklandı. Artık şaşırmaz oldum. Şaşıramaz oldum..