Hayat akıp giden bir su misaliydi onun için. Önünde barajlar kurmaya kalksalar da o su durmazdı; ya taşardı ya da yeni bir yol bulurdu. İnsan dediğin de böyleydi. Yaşamın uzun koridorunda yürürken girdiği odaların her birine bir anı bırakırdı. Bazıları silinir giderdi zamanla ama bazı odalar, yıllar geçse bile hafızada kalmaya devam ederdi. Ve işte o odalardan bazıları, yüzünde istemsiz bir tebessüm bırakırdı insana.

A Milli Basketbol Takımı’nın Avrupa Şampiyonası’nda gümüş madalya kazanması da böyle bir anıydı. Onca yılın hayali, onca emeğin karşılığıydı o madalya. Koca bir millet, tek bir salonun tribününde toplanmış gibi hissetti. Kimi gözyaşını tutamadı, kimi evinin salonunda ekrana sarıldı. Çünkü bu başarı, sadece spor değildi; umut, heyecan ve gurur demekti.

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlenen kabul töreninde de aynı gururun izleri vardı. Cumhurbaşkanı, genç sporcuların elini tek tek sıkıyor, kısa sohbetler ediyordu. Her şey olması gerektiği gibi, resmi ve protokol çerçevesinde ilerliyordu. Ta ki Adem Bona’ya sıra gelene kadar. O an, zamanın akışı yavaşladı sanki. Bona’nın dudaklarından dökülen o kelimelerle bir tebessüm yayıldı:
“İyiyim abi, sen nasılsın?”

O an, resmiyetin ağır duvarları birden çözüldü. “Sayın Cumhurbaşkanı” demesi beklenirken, tek bir “abi” kelimesi yılların mesafesini kaldırdı. Salondaki hava birden değişti. Erdoğan’ın yüzünde beliren şaşkınlık, ardından gelen gülümseme… Belki uzun zamandır duymadığı bir samimiyetin kapısını açmıştı o kelime.

Belki o anda zihninde Kasımpaşa’nın dar sokakları canlandı. Çocukluğunda misket oynadığı, top peşinde koştuğu günler geldi aklına. Belki sabahın köründe İETT’de işe giderken taşıdığı evrak çantası, otobüs durağındaki telaşlı yüzler gözünün önünden geçti. Kim bilir? Belki de çok uzun yıllar sonra ilk kez biri ona istemeden de olsa “abi” dediğinde, içinde bir şeyler kıpırdadı.

Adem Bona’nın “abi”si sadece bir hitap değildi. Afrika’dan gelip Türk kimliğini kalbinin bir köşesine nakşeden bir gencin samimiyetiydi. O “abi”, resmi sıfatları, korumaları, protokol kurallarını bir anda aşan içtenliğin sesiydi. Ve o anda, milyonlarca insanın yüzüne aynı gülümseme yayıldı. Çünkü herkes fark etti ki, bir ülkenin en tepesindeki insan bile aslında en çok bu tür samimiyetlere ihtiyaç duyuyordu.

Hayatın koridorunda açılan o odanın kapısına, artık hepimizin zihninde aynı sahne yazıldı: Bir Cumhurbaşkanı’na, belki yıllar sonra ilk defa “abi” denildiği an. Ve o an, insan kalmanın, samimiyetin, tebessüm etmenin her şeyden daha kıymetli olduğunu hatırlattı.

Çünkü bazen bütün nutuklardan, bütün unvanlardan, bütün protokollerden daha değerli bir şey vardır: İçten söylenen tek bir kelime.
Ve o kelime, o gün, “abi”ydi.

Bizim de, sıradan hiç bir vasfı olmayan vatandaşlar olarak Erdoğan'a yürekten bir "abi" diyebileceğimiz günleri görecek miyiz bilmiyorum. "Abi" der miydim? Onu da bilmiyorum. Ama insan Adem Bona'yı kıskanıyor be.. Ben desem muhtemelen şimdi güvenlik şubede ilk soru "Ne amaçla sayın Cumhurbaşkanımıza abi dedin!" Cevap ise şu olurdu: "Ama Adem'de dedi... "

Kalın sağlıcakla..