Türkiye'de son yılların en çok tartışılan konularından biri şüphesiz nüfus politikaları ve beraberinde gelen ekonomik gerçekler. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ısrarla dile getirdiği üç çocuk tavsiyesi, ekranlarda ve sosyal mecralarda yankılanmaya devam ediyor. Ancak bu tavsiyenin hayata geçme süreci ile sonrasındaki yaşam mücadelesi arasında devasa bir uçurum bulunuyor. Herhangi bir sağlık sorunu olmayan bireyler için yeni bir hayatın temellerini atmak dünyanın en keyifli ve en kolay işlerinden biri olabilir. Peki ya o ilk adımdan sonrası?
Bugün gelinen noktada asgari ücretin açlık sınırının altında kalması, sadece bir ekonomik veri değil aynı zamanda bir toplumsal kriz habercisidir. Kira fiyatlarının bile tek başına açlık sınırını geçtiği bir düzende üç çocuklu bir ailenin hayatta kalma çabası mucizelere dayanıyor. Bu şartlar altında dünyaya gelen her çocuk, maalesef açlık sınırının çok altında bir yaşama merhaba diyor. Bu durum da beraberinde açlıkla imtihan olan ve hayata ekside başlayan devasa bir nüfus kitlesini getiriyor.
Çocuk sahibi olma konusunda toplum iki keskin gruba ayrılmış durumda. Bir yanda sınırın üzerinde yaşayan, maddi kaygısı olmayan zengin kesim bulunuyor. Diğer yanda ise sınırın altında kalan ve "devlet bir şekilde bize bakar" mantığıyla hareket eden dar gelirli kitle yer alıyor. Kaybedecek hiçbir şeyi olmayan ailelerin bu yaklaşımla büyümesi, sosyal dengeleri kökten sarsıyor. Bugün 23 yaşına gelen ve iktidarın ilk yıllarında doğan bebeklerin içinde bulunduğu dünya, sadece nüfus artışıyla açıklanamayacak kadar karmaşık bir hal aldı.
Ekonomik yoksunluk sadece mideyi değil, ruhu ve toplumsal aidiyeti de aç bırakıyor. Aile içinde sağlanamayan refah ve huzur, çocukları dışarıdaki suni dünyaların kucağına itiyor. Medyadan sokaktaki atmosfere kadar her yer, bu yoksulluk sarmalını besleyen unsurlarla dolup taşıyor. İşte tam bu noktada, o çok istenen nüfus artışının karanlık yüzüyle karşı karşıya kalıyoruz.
Buradan da suç işleyen çocuk çetelerin doğması sizce de normal değil mi? İzlenen mafya dizileri, şiddet dolu videolar, acılının acısı arabesk müzikler falan derken.. O üç çocuk Türkiye'nin umudu değil, başının belası oluyor. Sınırın altında yaşayanlar, geriye kaybedecek bir şey kalmayınca bu defa sınırı aşmakta bir beis görmüyorlar.