Avukat Mert Su Kılıç, aylar süren hazırlığın, bitmeyen ziyaretlerin, meslektaşlarıyla kurulan temasların ve anlatılan bir hayalin ardından Osmaniye Barosu Başkanlığına seçildi. Üstelik öyle bir sonuçla ki insan ister istemez dönüp sandıklara bir daha bakıyor.
Üç sandık, üç ayrı sonuç, aynı isim ilk sırada!
Mert Su Kılıç, önüne çıkan her sandıkta birinci oldu. Birleşik resmî sıralama listesinde 406 oyla zirveye yerleşirken rakibi 344 oy aldı. Aradaki fark 62 oydu.
Şimdi burada durup düşünmek gerekiyor.
Bir insanı seçime hazırlamak başka, insanları onun anlattığı hayalin etrafında buluşturmak başka. Hele söz konusu olan, mesleğinin doğası gereği eleştirmeyi, sorgulamayı ve hak aramayı bilen hukukçularsa…
Avukatları ikna etmek için yalnızca güzel cümleler yetmez. Emek vermek, ulaşılabilir olmak, dinlemek ve güven oluşturmak gerekir. Seçim sonuçları, Kılıç'ın yürüttüğü kampanyanın sandıkta karşılık bulduğunu gösteriyor.
Makamın peşinden mi, mesleğin derdinden mi?
Mert Su Kılıç'ı seçim öncesinde de takip ediyorduk. Temmuz ayında gazetemizde yayımlanan haberimizde, meslektaşlarıyla bir araya gelerek avukatların sorunlarına çözüm aradığını, genç avukatların desteğini önemsediğini ve baroda birlik anlayışını öne çıkardığını yazmıştık. 6 Temmuz tarihli adaylık haberimiz tam da bunu anlatıyordu.
Kılıç'ın o günlerde kurduğu bir cümle vardı:
“Makam için değil, meslek için geliyorum.”
Siyasette, bürokraside, sivil toplumda, meslek kuruluşlarında… Bu cümleyi söyleyen çok olur. Söylemek kolaydır. Asıl mesele, o cümlenin gereğini yerine getirmektir.
Çünkü makam dediğin şey, insanın adının önüne eklenen bir unvandan ibaret değildir. Makam, aynı zamanda sorumluluktur. Hele hukuk gibi doğrudan adalet duygusuyla ilişkili bir mesleğin temsil makamındaysanız, sorumluluğunuz yalnızca bir binanın kapısını açıp kapatmaktan ibaret olamaz.
Avukatın derdini dinleyeceksiniz. Genç meslektaşınızın mesleğe tutunma mücadelesini göreceksiniz. Emeğinin karşılığını alamayanın sesini duyacaksınız. Savunmanın bağımsızlığı söz konusu olduğunda, kimin hoşuna gideceğinden önce neyin doğru olduğuna bakacaksınız.
Kılıç'ın seçim öncesinde anlattığı baro anlayışının sınavı esas şimdi başlıyor.
Her sandıkta birinci olmak kolay iş değil.
Seçim sonuçlarının en dikkat çekici yanı, Kılıç'ın toplam oyda öne geçmesinden ibaret değil. Üç sandığın tamamında birinci sırada yer alması.
Birinci sandıkta 142, ikinci sandıkta 125, üçüncü sandıkta 139 oy aldı. Rakibinin oyları ise aynı sandıklarda sırasıyla 106, 108 ve 130 oldu.
Bu tablo bize en azından şunu söylüyor: Kılıç'ın desteği tek bir sandıkta yoğunlaşıp kalmamış. Her üç sandıkta da rakibinin önünde yer almış.
Seçim dediğimiz şey, biraz da budur. İnsanların karşısına çıkmak, kendinizi anlatmak, eleştirileri dinlemek ve sonunda tercihi sandığa bırakmak…
Sürecin perde arkasında kim kaç kilometre yol yaptı, kaç kapıyı çaldı, kaç kişiyle görüştü; bunları tek tek bilmiyoruz. Ama aylardır sürdürülen hazırlığın sonunda ortaya çıkan sonuç ortada.
Emeğin görünür hale geldiği yer bazen bir kürsü, bazen bir alkış, bazen de bir sandıktır.
Bu defa sandık konuştu.
Hukukçuların barosu, bütün avukatların barosu
Şimdi Mert Su Kılıç'ın önünde kazanılması gereken başka bir mücadele var: Seçimi kazanmanın ötesinde, baroyu yönetmek.
Çünkü seçim kazanmakla güveni kalıcı hale getirmek aynı şey değil.
Kılıç, seçim sürecinde siyasi görüşü, yaşı, kıdemi veya çevresi ne olursa olsun bütün avukatların kendilerini baronun eşit bir parçası hissedeceği bir yönetim anlayışı vadetmişti.
Baro, bir grubun seçimden zaferle çıktığı ve diğer grubun kapının dışında kaldığı bir yer olmamalı. Tam tersine, farklı düşüncelerin mesleğin ortak sorunları etrafında buluşabildiği bir kurum olmalı.
Üstelik hukukçuların sorunları az değil. Mesleki bağımsızlık, çalışma koşulları, genç avukatların ekonomik sıkıntıları, savunma hakkının korunması ve adalete erişim…
Bunların hiçbiri yalnızca seçim döneminde hatırlanacak meseleler değil.
İşte Mert Su Kılıç'ın başkanlık dönemini anlamlı kılacak olan da bu sorunlara ne ölçüde çözüm üretebildiği olacak.
Mustafa Kemal'in adalet üzerine söylediği sözleri duvarlara asmak kolay. Cübbeyi giymek de kolay. Zor olan, adalet duygusunu günlük hayatın içinde koruyabilmek.
Mert Su Kılıç'a düşen şimdi daha büyük bir sorumluluk. Seçim meydanlarında kurduğu cümleleri hayata geçirmek, verdiği sözlerin arkasında durmak ve baroyu bütün avukatların kendisini ait hissedeceği bir kurum haline getirmek. Baro bir kentin en önemli kurumlarından biridir.
Kalın sağlıcakla
Next